Pazar günü Samsun'da düzenlediği basın toplantısında konuşan DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, bir kavşak noktasında olduğunu ileri sürdüğü Türk siyasetinin, o kavşaktan daha fazla yara almadan çıkış yollarından birini merkez sağ siyasetinin yeniden toparlanmasına bağlamıştı.
Sahi, kavşak noktasındaki Türk siyasetinin nereye varacağına dair her kafadan bir ses çıkıyor olsa da o yolun nereye çıkacağını kimse net olarak söyleyemiyor aslında.
Siyasetimiz, 46 yıl önce de 12 Eylül cuntacıları tarafından nereye savrulacağı bilinmeyen bir kriz ortamına sürüklenmişti.
Ülkeyi kuran CHP'nin yanı sıra, iktidar partisi AP ile birlikte bütün siyasi partiler kapatılmış; liderleri de Zincirbozan ve Hamzakoy'deki askeri tesislerde ikamete zorlanmışlardı.
Türkiye'nin başbakanı dahil birçok siyasetçi, bir anlamda gözaltına alınmıştı yani.
Siyaseten yasaklıydılar ama hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmemişlerdi.
Konuşmalarının yanı sıra, gazete ve dergilerde görüşlerini açıklamaya devam eden, bir dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve CHP lideri Bülent Ecevit birkaç kez hapse bile atılmıştı.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı iken, bir kuşluk vakti kapısına dayanan askerlerle koltuğundan edilen Süleyman Demirel de tehditlere rağmen her fırsatta milletine, her gecenin bir sabahı olacağını; yani o kötü günlerin de geçeceğini anlatıyordu.
Bir gün geldi ve Bafra'daki mitingle yeniden başladığı siyasi yolculuğunda oluşturduğu heyecan dalgasıyla siyasetimizin büyük krizden çıkış yolunu göstermişti.
Rahmetli Süleyman Demirel'in "Nerede Kalmıştık?" diyerek başladığı o yolculuk, silah zoruyla kaldırıldığı koltuğa yeniden oturmasının yolunu açmış; üstelik o yol, Cumhurbaşkanlığı makamına kadar uzanmıştı.
"Nerede Kalmıştık?" sözü, merkez sağ siyasetini toparlarken aynı zamanda bir dip dalganın da oluşmasına sebep olmuştu.
Makam ve mevkiler geçicidir.
Halk isterse gelirsin, "Buraya kadar." derse de gidersin.
Koltuğa yeniden oturmak da mümkündür ama halk isterse.
Nitekim Demirel, yedi kere geldi ama yedi kere de gitti.
Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş gibi isimler, partilerinin genel başkanı olmanın ötesinde gerçek liderlerdi. Halk, gerçek liderini asla unutmuyor; yıllar önce Rahmet-i Rahman'a kavuşmuş olsalar bile onları hâlâ iyilikle anıyor.
Onları silah zoruyla koltuklarından edenler ise lanetle anılıyor.
Fark bu kadar nettir.
CHP'liler, bir dönem Kemal Kılıçdaroğlu'na da "lider" vasfını yakıştırmıştı.
Ve fakat...
Kılıçdaroğlu, kitlesinin lideri olmayı seçmedi maalesef.
"İle de genel başkan olacağım." dedi.
Çünkü kaybettiği koltuğunu geri isterken bunu kitlesinden talep etmedi; mahkemelerin "butlan" kararından medet umdu.
Kılıçdaroğlu, mahkeme kararıyla o koltukta oturabilir ama anlaşılıyor ki, halkın gönlünde yeniden yer alması artık çok zor görünüyor.
Şu an yanında görünenlere rağmen yalnızlığa mahkum olmuş bir görüntüsü var. Buna karşılık, Özgür Özel'i yolda yürürken bile yalnız bırakmayarak arkasında kalabalıklar oluşturan halkın, liderini kumpaslarla yalnızlığa mahkum edilmek istense bile yalnız bırakmayacaklarını anlatıyor.
Liverpool tribünlerinin, takımları yense de yenilse de her maç öncesi ve sonrası söylediği "You'll Never Walk Alone" (Asla Yalnız Yürümeyeceksin) adlı şarkıda olduğu gibi, CHP'liler de Özgür Özel'e yalnız yürümeyeceğini anlatmaya çalışıyorlar.
Özel'in yürüyüşü siyasetimizde yeniden bir dip dalga oluşturur mu bilmiyorum. Ancak İzmir'deki, mitinge dönüşen alternatif il başkanlığı binasının açılışında "Ya yeni bir yol bulacağız ya yeni bir yol açacağız." derken ve öteden beri dillendirdiği "Türkiye İttifakı" fikrinden söz ederken, Müslüman, milliyetçi ve Kürt demokratlar dahil bütün demokratları ortak bir çatı altında toplanmaya davet ediyordu.
DP Genel Başkanı Gültekin Uysal'ın "bir kavşak noktasında" olduğunu söylediği Türk siyaseti, rahmetli Bülent Ecevit'in "Bir şeyler olacak yarın, duruşundan belli." dizeleriyle başlayan "Yarın" şiirindeki gibi yeni bir şafağa uyanır mı bilmem. Ama ülkemin önümüzdeki günlerinde siyasetimizdeki bunalımları konuşmamayı ister ve dilerim.
Bu bahisle son sözüm de Samsun'da butlandan medet umanlara olsun.
Aralarında kerameti kendinden menkul sözde siyasetçiler de olsa, yaklaşık 50 yıla dayanan tanıklığım boyunca CHP'de sıradan üyelikten başlayıp il başkanlığına, kurultay delegeliğine ve hatta belediye başkanlığına kadar yükselmiş dostlarım da var.
Özellikle "butlan" kararını hukuken doğru bulsa bile haklı bir karar olarak gördüğüne asla inanmadığım bir dostumun, gerçek bütün çıplaklığıyla ortadayken hala orada duruyor olmasına da bir anlam veremiyorum.
Unutulmasın ki tarih, tarihin doğru tarafında duranları iyilikle yazacaktır.
Paylaş
Kavşak noktasındaki siyasetimiz
Ekleme: 01.07.2026 10:00