Sanırım 10 yıl kadar önceydi. Yaklaşık 20 yıl boyunca Bölge Temsilcisi ve Bölge Koordinatörü olarak çalıştığım Dünya Gazetesi'nden ayrılmış olmama rağmen, patronum Didem Demirkent’in davetiyle gazetenin 35. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri için Eskişehir’e gitmiştim. Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir’inde, Porsuk Çayı kenarında taşıma kumla oluşturulmuş plajları gördüğümde, bir Samsunlu olarak sahip olduğumuz plajlar adına Allah’a şükretmiştim.
Şükretmiştim ama Dereköy’de akıl dışı bir uygulamayla yaptırılmış balıkçı barınağının sebep olduğu kıyı oyulmalarının sonucu olarak kilometrelerce sahilimize kaya parçalarının dökülmesi nedeniyle güzelim plajlarımızın zarar görmesine de hayıflanmıştım.
Ülkemiz topraklarında, ince kumla bezeli bu kadar uzun sahil şeridi ve dolayısıyla doğal plajlar, bildiğim kadarıyla yalnızca Hatay’ın Samandağı ilçesinde var.
Hiç unutmuyorum; Porsuk kenarında taşıma kumla oluşturulmuş plajı andıran oluşumları gördüğümde, “Birileri insan eliyle plaj yapmaya çalışıyor, biz ise Allah vergisi plajlarımızı insan eliyle bozuyoruz.” diye düşünmüştüm.
Bu düşüncelerimi köşeme de taşımıştım.
Üzülmemek elde değildi çünkü.
Ve fakat...
Büyükşehir Belediyemiz, henüz tamamlanamamış olsa da "Sahil Düzenlemesi" adı altında geliştirdiği projeyle sahilimizde güzel işler de yaptı.
Akdeniz ve Ege kıyılarında kimi otellerin ve plaj işletmecilerinin insanlarımıza denizi adeta yasak ettiği ülkemde, 30 kilometrelik sahil boyunca her 500 metrede bir, içerisinde tuvaletleri de bulunan soyunma kabinleri oluşturdu.
Üstelik ücretsiz olarak.
Biliyorsunuz, birileri tarafından adeta işgale uğramış Ege ve Akdeniz kıyılarındaki plajlarda insanlarımız, bizim ücretsiz yararlandığımız hizmetlerden faydalanabilmek adına deyim yerindeyse donuna kadar soyuluyor.
Samsun halkı olarak sahip olduğumuz bu güzelliklerin kıymetini biliyor muyuz peki?
Hiç sanmam.
Tuvaletler olmasına rağmen soyunma kabinlerine tuvaletini yapanları mı ararsın, tuvaletlerin musluklarını ve duş başlıklarını çalanları mı?
Hepsi bol miktarda var bizde maalesef.
“Saldım çayıra, Mevla’m kayıra.” dercesine sahipsizdi bu yapılar.
Bekçisi yok diye milletin ortak malına zarar verilmez elbette. Ancak coğrafyamızda bu bilince sahip olmayan çok sayıda insan bulunduğunu da kabul etmek gerekir.
Derken, Mustafa Demir döneminde Büyükşehir Belediyesi, bu yapıları korumak ve düzenli temizliğini sağlamak amacıyla sahilimizdeki bu tür yapıların her birinde bir kişiyi görevlendirmişti.
Soyunma kabinleri ve tuvaletler her an temiz tutuluyordu.
Nedendir bilinmez, Büyükşehir Belediyesi bu yıl o hizmeti vermez oldu.
Büyükşehir, daha önce yapılmış olanlara ilave olarak bu yıl da sahile yeni soyunma kabinleri yapmış yapmasına; ancak temizliklerini sağlayacak kişiler görevlendirilmediği gibi tuvaletlerin çoğu da henüz açılmamış.
Kapıları kilitli nedense.
En azından geçtiğimiz hafta sonundaki pazar gününe kadar durum böyleydi.
Önümüzdeki hafta temmuz ayına girmiş olacağız.
Ağustos ayının 15’inden itibaren ziyaretimize gelmeye başlayan deniz anaları keyfimizi kaçıracağı için, plajlardan yararlanabileceğimiz ve doya doya deniz keyfi yaşayabileceğimiz asıl dönem temmuz ayıdır.
Umarım ve dilerim ki hafta sonuna kadar bu aksaklıklar giderilmiş olur.
Büyükşehir Belediyemiz bu keyfi bizden esirgemez sanırım.
Ne dersiniz?