Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Eker, çocukların kendilerine zarar veren eylemleri ve sosyal acıların temelinde yatan faktörleri mercek altına aldı.
KÜLTÜR SAVAŞLARI VE MANEVİYATSIZLIK
Yıllardır endüstriyel görsel kültürün insan üzerinde oluşturduğu etkileri araştıran Prof. Dr. Metin Eker, "Öldürücü Hazzın Sarmal Anatomisi: Geleceğini Yok Eden Gelecek" çalışmasında çocukların bilinçaltındaki şiddet duygusunu irdeledi. Kendine ve topluma zarar veren gençlerin altındaki maneviyatsızlık duygusuna dikkat çeken Prof. Dr. Eker, "Maneviyatsızlık diye adlandırabileceğimiz, özellikle tekno-kültür ile inanç sistemlerinin çatıştırılması gündemiyle meşgulüz şu anda. Teknoloji kültüründen tekno-kültüre geçişin egemen kılındığı bir dijital çağda yaşıyoruz. Sanal evrenlerde çocuklarımızın dolaştığı bir dünyada kurgusu yanılsamasında yaşıyoruz. Dolayısıyla gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki kıyaslamanın ortaya koyduğu performansların neticesinde birçok olumsuzluk ile karşılaşabiliyoruz" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Eker sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çocuklarımızın maruz kaldığı tüm operasyonların ve sosyal acıların temelinde kültür savaşları vardır. Bu, ateşli silahlardan ve bombalardan daha yıkıcı bir durumdur. Geleceğimiz yok oluyor. Çocuklarımız kendi geleceğini yok ediyor."
EKRANLAR ÇOCUKLARIN YENİ AKRANI
Çocukların artık akranlarıyla değil ekranlarla iletişim kurduğunu belirten Prof. Dr. Eker, "Kimlik olarak baktığımızda bireyler izolasyon ortamlarında yaşıyor. Tekil ve bireysel oyunlarla evinde, odasında, ekran karşısında yaşam sürüyorlar. Dolayısıyla ekran, çocukların en büyük akranı haline gelmiş durumda. Sosyal iletişim ve etkileşim büyük oranda ekran üzerinden yürütülüyor. Temas ve fiziksel etkileşim ortadan kalktı. Oyunlar bireyselleştikçe, kolektif ve takım oyunları giderek yok oluyor. Böylece sentetik bir mekân ve nesne yapısına doğru bir dönüşüm yaşanıyor" diye konuştu.
TEKNOLOJİ ÇOCUKLUĞU HIZLANDIRDI
Teknolojiyle birlikte öğrenme süreçlerinin değiştiğini vurgulayan Eker, "Klasik pedagojik süreçlerde çocuk 6 yaşında okula başlar ve yaklaşık 20 yaşına kadar eğitim süreci devam eder. Ancak teknolojiyle birlikte bu süreç öne çekilmiştir. Çocuklar, artık 3-4 yaşında okuma yazma öğrenebiliyor, 5 yaşında yabancı dil öğrenebiliyor. Bu durum pedagojik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Ergenlik ve yetişkinlik süreçleri de daha erken yaşlara çekilmiştir. Bu da erken büyüme, erken hedef kaybı ve geleceksizlik sorunlarını beraberinde getiriyor" dedi.
Çocukluk saflığının kaybolduğuna değinen Eker, "Alaylı ve naif tanımlı bir köylü heykeltıraşımızın bir sözü çok anlamlıydı: ‘Çocukluğuma doğru büyümek istiyorum.’ Bu ifade, çocukluğun saflığına ve doğallığına dönüş özlemini anlatıyor. Maalesef bugün çocuklarımız hızlı büyüme ile bu saflıktan uzaklaşıyor" ifadelerini kullandı.
İhlas Haber Ajansı
