Toplumun temel taşı olan aile, huzurun da huzursuzluğun da ana kaynağı olarak görülüyor. "Horantan iyiyse düğün senin neyine, horantan kötüyse matem senin neyine" sözüyle özetlenen bu durum, ev halkı arasındaki ilişkinin hayata olan etkisini gözler önüne seriyor.
HUZURUN KAYNAĞI OLARAK AİLE
İnancımıza göre aile, insanın sükûnet bulması için eşlerin sevgi ve şefkatle bir araya getirildiği kutsal bir yapıdır. Dış dünyanın stresinden ve hayatın yorgunluğundan kaçıp sığınılacak en güvenli liman olan aile, sevinçlerin paylaşılarak arttığı, acıların ise paylaşılarak azaldığı bir huzur merkezidir. Ancak son yıllarda evlenme yaşının yükselmesi, nüfus artış hızının düşmesi ve boşanmaların artması, bu yapının ciddi sarsıntılar geçirdiğini göstermektedir.
ŞİDDETLE MÜCADELEDE YANLIŞ YÖNTEMLER
Aile içi şiddetle mücadelede kullanılan bazı "ithal" ve "masa başı" projelerin, sorunu çözmek yerine yeni şiddet türlerini (erkeğe şiddet gibi) tetiklediği savunulmaktadır. Bir kavgada sadece bir tarafı güçlendirmenin kavgayı bitirmeyeceği, aksine şiddeti körükleyebileceği gerçeğinden yola çıkarak; şiddet gösteren kişiyi kendi inancı, değerleri ve örfüyle durdurmanın daha kalıcı bir çözüm olacağı vurgulanmaktadır. Çözümü dışarıda aramak yerine, kendi toplumsal dinamiklerimize dönmek büyük önem taşımaktadır.
BİR YASTIKTA 70 YILLIK TECRÜBE
Ailevi sorunların gerçek çözümü, modern dünyanın bencil yaklaşımlarında değil, bir yastığa 60-70 yıl baş koyan büyüklerimizin hayat tecrübesinde gizlidir. Tekkeköy’ün bir köyünde yaşayan Hafız amca ve eşinin birbirlerine duydukları karşılıklı hürmet ve rıza arayışı, bu huzurun en somut örneğidir. Aile içindeki bencilliği bir kenara bırakıp, bir minderdeki iki güreşçi gibi davranmak yerine dayanışmayı seçmek, huzurlu bir toplumun da anahtarıdır.
Haber Merkezi