''Eşin var, aşiyanın var, baharın var, ki beklerdin,
Kıyametler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?''
Mehmet Akif Ersoy, mu mısraların yer aldığı Bülbül şiirini Bursa'nın işgali sonrasında yazmıştı.
Teşbihte hata aramayacağını belirtmiş atalarımız.
Aynı şey değil yani.
Ve fakat.
Altı siyasal parti.
Ki;
CHP, DEVA, DP, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi bir masa etrafında toplanmışlar ve 'Millet İttifakı'nı kurmuşlardı.
6 parti yaklaşık bir buçuk yıl önce yani 30 Ocak 2023'te uzun süredir üzerinde çalıştığı seçim beyannamesi de olarak adlandırılabilecek, 9 ana başlık ve 75 alt başlıktan oluşan ve adına ''Ortak politikalar mutabakat metni'' adı verilen bir çalışmayı ortaya koymuşlardı.
Dostum, Erdem Demirdağ'ın ruhumu okşayan güzel cümlelerle imzalayarak gönderdiği metne arada bir bakar incelerim.
Dün, Meral Akşener'in sosyal medyada kıyasıya eleştirilen Beştepe ziyareti nedeniyle ''Milletimizi en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak Cumhuriyet tarihinin en derin yönetim ve ekonomik krizini aşmak amacıyla büyük bir kararlılıkla yürüttüğümüz ortak çalışmalarda yeni bir aşamaya gelmiş bulunmaktayız'' cümleleriyle başlayan metne bir defa daha baktım.
''Temel politika alanlarında milletimizin menfaatleri doğrultusunda belirlediğimiz hedef, politika ve projelerimizi 'Ortak Politikalar Mutabakat Metni'mizi kamuoyuna açıklıyoruz'' şeklindeki cümle bence en çarpıcı ifadeydi.
Demem o ki;
6 siyasi parti, milletin menfaatini ortak bir payda olarak kabul etmiş ve bir masa etrafında toplanmış.
Sonra da ittifak etmişler ve adına da ''Millet ittifakı'' demişler.
Ve fakat.
Milletin menfaati adına bir ortak paydada buluştuklarını iddia eden bu altı siyasi partinin lideri, hukuk, adalet, yargı, kamu yönetimi, yolsuzlukla mücadele, şeffaflık ve denetim, ekonomi, finans ve istihdam, bilim, Ar-Ge ve yenilikçilik, girişimcilik ve dijital dönüşüm, sektörel politikalar, eğitim ve öğretim, sosyal politikalar ve dış politika, savunma, güvenlik ve göç olmak üzere 9 ana başlık altındaki 75 alt başlıkta 2 bin 300 dolayında maddeyi konuşup, tartışmışlar ve mutabık kalmışlar.
Ve fakat.
Cumhurbaşkanı adayının kim olması gerektiği konusunu atlamışlar.
Öyle mi!
İnanmak zor elbette.
Öyle söyleniyor, bize de inanmak kalıyor.
Milletin menfaati olan o ortak paydaya gelince.
Konunun o boyutu çok önemsenmemiş galiba.
Masa dağılmış.
Ne gam.
Yeni masa kurmak zor değil ya.
Çok geç olmadan saçlarımızın rengini değiştirip, hazırlıklara başlayalım.
Yusuf Ziya Çakır'ın abla acısı
Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, benim 50 yıla yaklaşan meslektaşım, arkadaşım Yusuf Ziya Çakır, dün kalp krizi sonucu ablası Özden Babaoğlu'nu kaybetti.
Merhume ablamız, yaşamının büyük bölümünü geçirdiği İzmir'de toprağa verildi.
Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Yusuf, ailesinde birçok ferdi kalp krizinden kaybetmiş bir arkadaşımız, daha iki yıl önce kardeşi Cemil, sonra da kendisi bizi korkutmuştu.
Yusuf ve kardeşi Cemil, dört damarları değiştirildikten sonra yeniden sağlıklarına kavuştular çok şükür.
Önümüzdeki yıl Şubat ayı itibariyle meslekte 50 yılı geride bırakmış olacağım.
Yusuf'la da mesleğimin ilk yıllarından beri tanışırız.
Kimi zaman anlaşmazlıklar da yaşarız ama hani o Ahmet Kaya tarafından bestelenip seslendirilmiş olan Yusuf Hayaloğlu şiirinin, ''Biz üç kişiydik, Bedirhan, Nazlıcan ve Ben Suphi'' dizelerindeki gibi Yusuf, Ali ve ben Ragıp, Samsun'un sokaklarında yıllarca birlikte haber kovaladık.
Ali Orhan, yaklaşık 1,5 yıl önce bizi acılara boğarak sonsuzluğa yelken açtı.
Yusuf kaldı yadigar.
Gönül koyarım bazen kendisine.
Hata kimde diye sormayın.
İnce eleyip sık dokurum ve bu nedenle de ince ayrıntılara çok takılırım.
Yusuf çok şeyi mesele etmediğinden olsa gerek, benim kadar ayrıntılara takılmaz.
Her konuya, o da benim gibi baksın diye düşünürüm.
Bencilce davranırım yani ve bu nedenle kimi zaman kırgınlıklar yaşarım.
Ama dedim ya.
O bana Ali Orhan'dan yadigar kalmış arkadaşımdır.
Başın sağolsun kardeşim.
Ateş düştüğü yeri yakıyor elbette.
Yine bencilce davranacağım belki ama sen kendine iyi bak olur mu!