Asgari Ücret tespit Komisyonu bir toplantısını daha geride bıraktı.
Herkesin komisyonda bir rakam telaffuz edileceğine dair bir beklentisi vardı.
Ve fakat.
Ne işçi, ne işveren, ne de Hükümet kanadından bir öneri gelmedi.
Ki;
En azından yazının hazırlandığı sırada durum böyleydi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda Cumhurbaşkanlığı bütçesinin görüşüldüğü sırada, asgari ücretle ilgili olarak müzakerelerin devam ettiğini belirtirken, "Sonucunu hep birlikte göreceğiz. Kamuyu doğrudan etkilemiyor ücret düzeni bakımından kamuda zaten asgari ücret yok. Aksine asgari ücret arttıkça kamunun primleri artıyor bu da işveren üzerinde prim yükü oluşturuyor." dediği konuşması komisyondaki görüşmelerin bir hayli zorlu geçeceğine dair ilk işaretlerden biri oldu.
En azından çalışanlar için durum böyle olacak gibi.
Dünkü komisyon toplantısının sabahki bölümünden sonra açıklama yapan TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, 3. toplantı sonrası basına yaptığı açıklamada, ''Biz para talep eden tarafız, dolayısıyla para veren taraf bir rakam söylesin ki, biz de ona göre tavır alalım. Çalışma Bakanımıza görüşlerimizi sunduk, geçim şartlarını sunduk'' dedi.
TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı, Ramazan Ağar, kamuoyunda çeşitli rakamların telaffuz edildiğine dikkati çekerek, geçim şartlarının dikkate alınması durumunda ortaya çıkacak rakamın verilebileceğine inanmadığını da dile getirdi.
Biliyorsunuz TÜRK-İŞ belli aralıklara geçim şartlarına dair açlık ve yoksulluk sınırına dair rakamları açıklıyor.
Şu an uygulanan asgari ücretin 17 bin 2 lira olduğu ülkemizde, TÜRK-İŞ Eylül ayında açlık sınırını 19 bin 830 lira olarak açıklarken, yoksulluk sınırının da 64 bin 600 liraya dayandığını duyurmuştu.
Ki; muhalefet kesiminde asgari ücretin 30 bin lira dolayında olması gerektiğine dair açıklamalar yapılırken, hükümete yakın kaynaklardan sızan haberlere göre ise 2025 yılı için uygulanacak asgari ücretin 25 bin liranın altında kalacağını gösteriyor.
Asgari ücret yılda bir defa açıklanıyor ve Ocak ayı itibariyle uygulamaya konuyor.
Dolayısıyla enflasyonist ortamda zaten yetersiz olan asgari ücret yılın yarısı bile dolmadan alım gücünü yitiriyor.
''Asgari'' demek zaten, ''en az'' demek.
Bunun altında zaten olamaz.
Ev kiralarının 20 bin liradan başlayan rakamlarla telaffuz edildiği ülkemizde, bu ücretlerle geçinmek için çalışanların mucize yaratmaları gerekiyor.
Ki; işçi kesiminden yapılan gerek basın açıklamaları ve gerekse geçekleştirilen mitinglerde ''Geçinemiyoruz'' şeklinde bir feryadı sıklıkla duyuyoruz.
Asgari ücret Ocak Ayında 17 bin 2 lira olarak açıklandığında, döviz karşılığı 613 Euro'ydu.
Ve fakat
Enflasyon bunu da eritti.
Dünkü kura göre asgari ücret 466 Euro'ya gerilemişti.
Bu bile ülkemizde alım gücünün ne kadar erdiğini belgeleyen bir durum olarak ortaya çıkıyor.
Peki; bizde şu an için 466 Euro'ya denk gelen asgari ücret, Avrupa ülkelerinde ne kadar?
Asgari ücretin en yüksek olduğu ülke 2 bin 571 Euro ile Lüksemburg, Lüksemburg'u 2 bin 146 Euro ile İrlanda takip ediyor. Bizi kıskandığımızı iddia ettiğimiz Almanya'da ise 2 bin 54 Euro.
Kaldı ki, Avrupa'da asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 6 dolayındayken, ülkemizde ise hemen hemen iki kişiden biri asgari ücretle çalışıyor
Bu durumda 'ortalama ücret' durumuna gelen uygulamayı 'asgari ücret' olarak tanımlamak ne kadar doğru, o da başka bir tartışma konusu.