Pazar günü Samsunspor’un Fenerbahçe ile oynadığı maçı izledim.
Samsunspor için ne skor ne de oyun umut vericiydi.
Top, Samsunspor’un kontrolündeymiş gibi görünse de oyun baştan sona Fenerbahçe’nin kontrolündeydi.
Fenerbahçe, kaçırdıklarının yanı sıra çok sayıda pozisyon üretirken, Samsunspor’un, “Bu da kaçar mı?” denilebilecek tek bir pozisyonu bile yoktu. Daha doğrusu Fenerbahçe, Samsunspor’a pozisyon üretebileceği fırsatı vermedi.
Pardon!
Bu yazının amacı aslında maç analizi yapmak değildi.
Amacım başka.
Samsunspor gibi Anadolu takımlarının ortak bir derdinden söz etmek istiyorum.
Takım forması üzerinden şehre aidiyet sorunundan söz etmek istiyorum.
Farkında mıydınız bilmem ama misafir takım taraftarlarının arkasındaki duvarda “Samsunlu Genç Fenerliler” yazılı bir pankart vardı.
“Ne var bunda?” dediğinizi duyar gibiyim.
Ama bu durum tam da Anadolu takımlarının ve Anadolu şehirlerinin ortak sorunudur.
Bunu söylerken de Samsun’daki Fenerbahçe taraftarlarından bağımsız bir değerlendirme yapmaya çalışıyorum.
Fark etmiyor yani.
Pazar günü o tribünde Samsunlu Fenerbahçeliler vardı ama yarın, öbür gün Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar veya Trabzonsporlular da olabilir.
Samsun, ortak bir ses üretemiyor yani.
Kimi zaman kakofoniye dönüşen bu çok sesli ortam, sportif müsabakalarla sınırlı kalsa çok fazla sorun olmaz elbette.
Ama sanattan siyasete, kültürden sosyal hayata kadar şehrin dokusunu da olumsuz etkiliyor.
Şehre bağlılığımız...
Aidiyet duygumuz...
Maalesef çok güçlü olamıyor.
Samsunlular, çok isteseler de kendi içlerinde güçlü bir birlik oluşturamıyorlar yani.
Samsun, göç alarak büyürken birçok kazanımını da yitiriyor.
Nüfusu daha azken, bir tarım ve ticaret kentiyken Türkiye’nin 7’nci büyük şehriydi Samsun.
Bugün ise sosyoekonomik gelişmişlik düzeyinde 32’nci sıraya kadar gerilemiş durumda.
“Neden acaba?” diye soruyor muyuz, merak ediyorum doğrusu.
Sahi, Samsun’da kaç kişi bunun nedenini merak ediyor?
Şehirde olup bitenlerle kaç kişi gerçekten ilgileniyor?
Samsunspor çok önemli bir maça çıkarken, kulübün yönetiminde görev yapmış biri “dört büyükler” olarak bilinen takımlardan birinin formasıyla sosyal medya hesabından fotoğraf paylaşabiliyor.
Samsunspor’un başkanı ise takımın tamamına yakını sakat veya cezalıyken, taraftar desteğine en çok ihtiyaç duyulan maçta bilet fiyatlarını astronomik seviyelere çıkarabiliyor.
Taraftar da, “Bu takım bizim değil, başkanın takımı” diyerek tribünleri boş bırakabiliyor.
Oysa futbol takımları, özellikle Anadolu’daki şehirler için sadece bir spor kulübü değildir.
Şehrin birleştirici gücüdür.
Şehrin çimentosudur yani.
Biz ise birlik olup yapıyı sağlamlaştıramıyoruz.
Sonra da şehrin kazanımları tek tek elden çıkarken suçu siyasilere yıkmaya çalışıyoruz.
Oysa siyasetçileri de biz seçiyoruz.
Nazım Hikmet’in “Akrep gibisin” diye başlayan şiirinde söylediği gibi:
Kabahatin büyüğü sende, kardeşim...
Ama bunun farkında mısın?
Ondan da emin değilim.