Ülkemiz, su zengini sayılabilir.
Önemli iki akarsuyumuzdan biri olan Yeşilırmak, Çarşamba’dan; diğeri Kızılırmak ise Bafra’dan Karadeniz’e akar.
İki önemli akarsuyun denizle buluştuğu Bafra ve Çarşamba’da, Samsun’un sulanabilir iki önemli ovası vardır.
Ovaya sahip olmak önemlidir ama bundan daha önemlisi, ovanın sulanabilir olmasıdır.
Bafra Ovası da Çarşamba Ovası da ülkemizin önemli sulanabilir ovalarındandır.
İkisi de Samsun topraklarındadır.
Ova, zenginlik kaynağıdır yani.
Ama Samsun, bu iki önemli ovaya sahip olmasına rağmen hak ettiği zenginliğe sahip mi?
Olması gerekenden daha azına sahip olduğu ortada.
Ve fakat...
Samsun, Allah vergisi bu avantajını gereği gibi kullanabilmiş değildir.
Bir zamanlar zengindi ama Samsun.
Hem de ovalarının bugünkü sulanabilir özelliklerine henüz tam anlamıyla sahip olmadığı dönemlerde.
Yaklaşık 30 yıl önce başlandı Çarşamba ve Bafra ovalarının sulanmasına yönelik çalışmalara.
Aşağı Yeşilırmak ve Aşağı Kızılırmak ovalarının sulanması ve drenajına ilişkin projelerde hedeflenen amaca tam anlamıyla ulaşılamamış olsa da Samsun, ülkemizin birçok şehrine göre avantajlı kentlerden biriydi.
Sebze ve meyvelerin yanı sıra tütün tarımı için de önemli üretim merkezlerinden biriydi Samsun.
Yaklaşık 30 yıl öncesine kadar, piyasa açılışlarına dair yazdığım haberlerden hatırladığım kadarıyla, Samsun ve çevresinde 20 milyon kilo dolayında tütün yetiştirilirdi.
Zenginlik kaynağıydı tütün.
Esnaf, alacaklarını tahsil etmek için Şubat ve Mart aylarındaki tütün piyasasının açılışını beklerdi.
Çünkü düğünler bile tütüne göre planlanırdı.
Evlatlar için düğün mü yapılacak?
Plan, tütünün az ya da çok olmasına ve ne kadar para edeceğine göre yapılırdı yani.
Tütün tüccarları vardı Samsun’un.
Fahrettin Gözoğlu’nu hatırlarım mesela.
Tanıdığım en kibar insanlardan biriydi.
Tütün alır, satardı.
Gün geldi, en büyük alıcılardan Amerika, “Artık sizden almayacağım” dedi.
Fahrettin Abi ile birlikte sayıları 15-20 dolayındaki tütün tüccarlarının tamamı battı.
Şaşırmadık haliyle.
Çünkü kalleşliğiyle bildiğimiz Amerika, yine yapmıştı yapacağını.
Ancak bütün suçu Amerika’ya yüklemek de doğru olmaz.
Tütün tarımını geliştirememek, bu tarım için gelişen tekniklere ayak uyduramamak gibi bizim de hatalarımız vardı.
ABD’nin alımı aniden kesmesiyle başlayan süreçte, tütün tarımını el birliğiyle öldürmüş olduk.
Ama Allah’ın bize bağışı olan verimli topraklarımızı da gereği gibi kullanamadık maalesef.
Hep yazar dururum.
Doğduğum topraklar olan Aşağıçinik’in tarlalarında adam eksen, adam yetişecek.
Ama böylesine verimli topraklar boş bırakılıyor.
Ekilmiyor yani.
Samsun’da “Nasıl zenginlik yaratırız?” diye düşünenler, her yıl başka bir şeyler deniyor.
Sözüm ona projeler geliştiriliyor.
“Spor Kenti Samsun Projesi” bunlardan biri.
Bir ara “Sağlık Kenti Samsun Projesi” geliştirildi.
Ege ve Akdeniz’in güneş turizmine alternatif olmak amacıyla “Turizm Kenti Samsun” adlı bir proje bile ortaya atıldı.
“Sanayi Kenti Samsun” sloganı da heyecan vericiydi.
Hiçbiri olmadı maalesef.
Sanayiden ve turizmden pay almak amacıyla tarımı ihmal ettik bu arada.
Kula Dayı’nın, yedi çeşit yüzme bildiği hâlde hangisiyle yüzeceğine karar veremediği için bir su birikintisinde boğulan eşeği gibi, Samsun da hangi projede karar kılacağını bilemedi.
Sonuçta elinde avucunda bir şey kalmadı.
Şimdilerde umudumuz fındık.
Dağ, bayır fındık bahçesi oldu.
Maliyeti 250 lira olan fındığa 250 lira fiyat biçildi.
Dün itibarıyla fındık, piyasalarda 160 lira dolaylarında işlem görüyordu.
Hayaller şelale ama gerçekler arbede misali...
Fındık da hayal kırıklığı yaratmış durumda yani.
Zenginlik umudu mu?
O da Kaf Dağı’nın ardında şimdilik.