Atatürk ve Türk Dili Meselesi

Atatürk ve Türk Dili Meselesi

Hazır

Giriş: 17.12.2025 10:00 Güncelleme: 17.12.2025 11:43
UNESCO'nun 43. Genel Konferansı'nda alınan kararla 15 Aralık, Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak ilan edilmiştir. Türkiye ve kardeş Türk Cumhuriyetlerinin ortak girişimiyle kabul edilen bu karar, Türk...

UNESCO'nun 43. Genel Konferansı'nda alınan kararla 15 Aralık, Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak ilan edilmiştir. Türkiye ve kardeş Türk Cumhuriyetlerinin ortak girişimiyle kabul edilen bu karar, Türk dilinin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması yönünde atılmış önemli bir adımdır. Biz de bu vesile ile bu haftaki yazımızda Atatürk’ün Türk Dili konusundaki görüşlerine ve çalışmalarına dikkat çekmek istedik.

Cumhuriyet bir ulus-devlet anlayışıyla kurulmuştur. Bu devletin resmi dili Türkçedir ve Atatürk’ün deyimiyle: “Türkçe demek Türk demektir.” Anayasamızda (Md. 66) Türk tanımı ırk esasına göre değil, vatandaşlık esasına göre yapılmıştır. Öyleyse bu vatandaşları bir arada tutmanın, kaynaştırmanın, bütünleştirmenin, bilinçli birer yurttaş yapmanın, devleti tam bağımsız kılmanın bir yolu olmalıydı.  İşte o yol “Yazı dilimizle konuşma dili arasındaki uçurumu ortadan kaldırmayı; böylece Cumhuriyet Türkiye’sinde herkesin kolaylıkla okuma-yazma öğrenmesini, okuduğunu anlamasını, düşündüğünü yazmasını hedefleyen” dil birliğinin kapısını araladı.

Cumhuriyetten sonra Atatürk dil konusuyla bizzat ilgilenmeye başlamıştır. Atatürk’ün önderliğinde, 1 Kasım 1928’de yeni Türk abecesi kabul edilmiş, 12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. 26 Eylül 1932 tarihinde İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda ilk Türk kurultayı toplanmış; daha sonra bu kurultayların ikincisi 18 Ağustos 1934, üçüncüsü ise 24 Ağustos 1936 tarihinde yine Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün de katılımıyla gerçekleştirilmiştir.

Atatürk 1 Kasım 1932’de TBMM’nin açılış konuşmasında: “Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğe kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli ve alakalı olmasını isteriz.” diyerek; bütün devlet teşkilatını Türk dili ile ilgili çalışmalara katılmaya çağırmıştır.

Yine bir akşam Çankaya köşkünde Türk Dil Kurumu’nun ileri gelenleriyle yaptığı toplantıda onlara: “Arkadaşlar! Kitap, katip, mektup, ilim, âlim, malum benimdir, Türk’ündür; ketebe, yektübü, üktüb, layektüb... geri kalanı (Arapça dil kuralları) Arabındır.” demiştir (Sertkaya 1966: 48).

Atatürk’ün çeşitli zamanlarda, çeşitli vesilelerle söylemiş olduğu Türk dili ile ilgili ifadeleri şöyledir:

 “Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin.” (2 Eylül 1930)

“Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.” (2 Eylül 1930)

“Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle, çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.” (17 Şubat 1931)

“Bizim Milliyetçiliğimizin esası, dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır.” (26 Eylül 1938)

“Türk Milleti; geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin; kısacası bugün kendi milliyetini oluşturan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görmektedir.” (1931)

Ayrıca; Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk’ün ölüm döşeğinde bile “Aman dil, aman dil!” diye sayıkladığını belirtmektedir.

Sonuç olarak yaşamının son altı yılını Türkçenin özleşmesine adayan Atatürk’ün ölümünden bir yıl önce kendi el yazmasıyla yazdığı geometri kitabında; açı, üçgen, dörtgen, doğru, kesir, teğet... gibi birçok yeni terimi Türkçemize kazandırdığını, ayrıca mirasını da Türk Dil ve Tarih Kurumlarına bıraktığını belirtmek isterim.

Kaynak: Osman Fikri Sertkaya (1966); “Atatürk’ün Dil Politikası”, Türk Kültürü dergisi, S.49, s.41–49, Ankara.

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap