Hacı Bektâş-ı Velî, 1209 yılında bugünkü İran’ın Horasan bölgesinde bulunan Nişâbur şehrinde doğmuştur. Moğol baskısı nedeniyle Anadolu’ya göç etmiş ve bugünkü Nevşehir ilinin Hacıbektaş ilçesine yerleşmiş, 1271 yılında da burada vefat etmiştir. Bektaşi geleneğine göre hocası Lokman-ı Parende aracılığıyla Hoca Ahmed Yesevî’nin tasavvuf yolunda yürümüş ve kırk yaşına geldiğinde Anadolu’yu irşat etmek için Horasan’dan Anadolu’ya gönderilmiştir.
Hacı Bektâş-ı Velî’nin günümüze ulaşan ve fikirlerini en geniş biçimde ele alan tek eseri Makâlât’tır. Bu eserdeki bazı betimlemeler onun dini kişiliği hakkında bize ipuçları verir. O, bu eserinde sabah namazını insanın çocukluk çağına, öğle namazını ergenlik çağına, ikindi namazını delikanlılık çağına, akşam namazını orta yaşlılığına ve yatsı namazını da yaşlılık devrine teşmil eder.
Hacı Bektâş-ı Velî’ye göre insanın Allah’ı bilebilmesi için önce kendisini tanıması, bilmesi gerekir. Çünkü evrende ne varsa onun bir numunesi insanda vardır ve evreni yaratan onunla uyumlu olan insanı da yaratmıştır. Dolayısıyla insan küçük bir evrendir. Bu nedenle bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Kendi faniliğini bilen Rabbinin baki olduğunu da bilir. Literatüre hadis olarak giren “Nefsini bilen Rabbini bilir” anlayışı burada da tezahür etmiştir.
Dünyada yedi kat vardır. Beden de yedi kattan oluşur. Bunlar şunlardır: Deri, et, kan, damar, sinir, kemik ve ilik. Dünyada ırmaklar vardır; insanda da gözyaşı vardır. Dünyada ırmaklar vardır; insanda parmaklar vardır. Dünyada dört çeşit su vardır: Saf su, acı su, kuyu suyu ve yer suyu. İnsanda da ağız suyu, göz suyu, burun suyu ve kulak suyu vardır. Dünyada dört çeşit mevsim vardır. İnsanın da çocukluk, gençlik, orta yaşlılık ve ihtiyarlık çağları vardır. Dünyada savaşlar vardır; insanın da nefsiyle savaşı söz konusudur. Hacı Bektâş-ı Velî insan gönlünü Kâbe’ye benzetir; çünkü gönül tüm evrenin sahibi olan yüce yaratıcının baktığı yerdir, nazargâh-ı ilahidir. Ona göre Hz. Ali’nin kendisine sorulan; “Taptığın ilahı görüyor musun?” sorusuna verdiği, “Eğer görmeseydim tapmazdım” cevabındaki sır da burada yatmaktadır. Yani o yüce yaratıcıyı isim, sıfat ve fiilleriyle yani tecelli ediş biçimleriyle tanır, böylelikle eserden müessire giderek yüce yaratıcıya iman eder. Bir nevi iman, maddi gözle gördüğüne değil mana gözüyle gördüğüne inanmaktır; mükâfatı ise inandığını görmektir.
İslam tasavvufunda var olan “Anasır-ı Erbaa” kavramı kâinatın özüne ve kâinatın dört unsurdan halk edildiğine işaret eder. Bunlar; hava, su, ateş ve topraktır. Hacı Bektâş-ı Velî eserinde yüce yaratıcının insanoğlunu dört nesneden yaratıp dört gruba ayırdığını belirtir. Âbidler, zâhitler, ârifler ve âşıklardan oluşan bu dört grubu dört nesneye ve dört kapıya teşmil eder. Bu dört kapı içerisinde kırk makam yer alır:
1. Âbidler - Hava - Şeriat Kapısı: Şeriat temiz-pis, haram-helal, iyi-kötü olanı bildirir. Yüce Allah’ın Kur’an’daki emir ve yasaklarını ihtiva eder. Namaz, oruç, zekât ve hac gibi temel İslam ibadetlerini kapsar.
2. Zâhitler - Ateş - Tarikat Kapısı:Tarikat ehli gece gündüz Allah’ı anar, ahirete hazırlanır, takva sahibidir. Kişi burada bir mürşid-i kâmile bağlanır. Ondan tasavvuf yolunun usul ve erkânını öğrenir. Nefsiyle yoğun bir mücadeleye girişir. Ahiretteki durumuyla ilgili olarak ümit ve ümitsizlik arasındadır.
3. Ârifler - Su - Marifet Kapısı: Ârifler katıdır. Bu kata yükselmiş bir mümin ibadetlerinde bile cennetten ziyade Allah’ın rızasını ve sevgisini gözetir. Bu kapıda edep, nefsin arzularına gem vurma, sabır, kanaat, hayâ, cömertlik, Allah’ı bütün isim ve sıfatlarıyla bilme ve yaratıcı karşısında kendisini hiç görme vardır.
4. Âşıklar - Toprak - Hakikat Kapısı: Bu makama yükselmiş olan muhiplere gelinde bunlar insanların mertebece en yükseği ve en olgunudur. Sonsuz bir teslimiyet ve tevazu içerisindedirler. Kendi benliklerini aradan kaldırarak Allah’a kavuşmuş müminlerdir. Kimseyi ayıplamazlar, bütün insanlara güven tesis etmişlerdir. “Muhammed’ül-Emin” sıfatına mazhar olmuşlardır. Bu mertebeye erişenler her daim kendilerini Allah’ın huzurunda ve onunla beraber kabul etmiş, Allah âşığı kişilerdir.