Hayatımıza birileri girer, birileri çıkar; bazen çiçeklerle karşıladıklarımızı gün gelir gözyaşlarıyla uğurlarız. Bu, dünyanın en eski ve en doğal kanunu. Ancak son yıllarda bir şeyi fena halde unuttuk: Başlatırken gösterdiğimiz o büyük özeni, bitirirken neden göstermiyoruz? Sevmek, bir yola baş koymak ne kadar doğalsa, yolun sonuna gelmek de o kadar insani. Fakat asıl mesele, o son sözü söylerken sergilediğimiz tavırda gizli. Bir zamanlar canım dediğimiz, soframızı, sırlarımızı, hayallerimizi paylaştığımız bir insanı ya da yıllarca emek verdiğimiz bir topluluğu hayatımızdan çıkarırken, onu sadece bir eşya gibi kenara itmek ne kadar doğru?
Ayrılık dediğimiz şey, sadece bir yol ayrımı değil, aslında bir insanın kendi karakterini test ettiği bir sınavdır. Bu sınav sadece gönül ilişkilerinde değil; siyasette, dostlukta, bir dernekte ya da bir müzik korosunda da her an karşımıza çıkar. Bugünlerde ne yazık ki en çok gördüğümüz gidiş biçimi; asıl sebebi gizleyip kendini haklı çıkarmak için karşı tarafı karalamak, iftira atmak ve ortalığı velveleye vermektir. Bir kişi, ayrıldığı yerin veya kişinin üzerine çamur atıyorsa, aslında kendi içindeki eksikliği ve gidişinin dürüst olmayan gerekçelerini örtbas etmeye çalışıyordur. Oysa gerçek asalet, ayrılırken dahi geride bıraktığına saygı duymayı gerektirir.
Örneğin, siyasette bir yoldan ayrılırken eski arkadaşlarına sırt çevirip ağır ithamlarda bulunmak ya da yıllarca birlikte nota bastığınız, aynı nefesi paylaştığınız korodan ayrılırken şefinizi veya arkadaşlarınızı haksız suçlamalarla hedef almak, aslında gidenin kendi aynasındaki yansımasıdır. Birini artık sevmiyor olabilirsiniz, görüşleriniz değişmiş olabilir ya da artık onu toplulukta kendinizi bulamıyor olabilirsiniz; ancak bu durum, geçmişte omuz omuza verdiğiniz günlerin hukukunu bitirmez. Karşı tarafı suçlu sandalyesine oturtmadan, Benim için bu yolun sonu geldi diyebilmek, gidenin itibarını koruyan en güçlü duruştur.
Gerçek karakter, fırtınalı günlerde değil, güneş battığında ve yollar ayrıldığında belli olur. Bir ilişkiyi veya bir ortaklığı bitirirken dürüst olmak, gözlerinin içine bakarak konuşmak ve her şey için teşekkür ederim ama buraya kadarmış diyebilmek, belki o an can yakar ama uzun vadede her iki tarafın da haysiyetini korur. Arkasından kuyu kazılmayan, özel sırlar ifşa edilmeyen, hırs ve ego uğruna karalama kampanyalarına alet edilmeyen her veda, sahibine yakışan silinmez bir imzadır.
Sonuçta dünya küçük; kiminle nerede tekrar karşılaşacağımız, hangi konserde, hangi sokakta veya hangi kapıda yüz yüze geleceğimiz hiç belli olmaz. Yarın bir gün karşı karşıya geldiğimizde başımızı öne eğmek istemiyorsak, bugün giderken bıraktığımız izlerin temiz olmasına dikkat etmeliyiz. Çünkü ayrılığın da bir adabı vardır ve insan, en çok veda ederken hatırda kalır. Giderken dökülen kötü sözler sadece sahibini kirletir; ancak zarif bir veda, biten her şeye rağmen gökyüzünde hoş bir sadâ bırakır.