Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon’a doğru.
Nazım Hikmet
Başarı, sürdürülebilir olduğu sürece değerlidir biliyorsunuz.
Filenin Sultanları olarak bilinen Kadın Voleybol Milli Takımımız, Voleybol Uluslar Ligi’nde (VNL) şampiyon oldular. Kızlarımız, üç yıl önce de şampiyon oldukları uluslararası bir turnuvada aynı başarıyı tekrarlamış oldular yani.
Büyük bir başarı.
Tebrik ediyor, kızlarımızı teker teker alınlarından öpüyorum.
Tekrarlanmış olması bir tarafa, bu kadar önemli bir başarıdır ki tarifi için kelimeler yetmez diye düşünüyorum.
Siz hiçbir sporcunun maçlara hazırlık öncesi antrenmanlarını izlediniz mi, bilmiyorum.
Bir kere yıllarca akıtılmış ter var bu başarının arkasında.
Fedakarlık var sonra. Anadan-babadan, varsa kocadan ve çocuktan uzak kalmanın dayanılmaz yükü. Konuşurken ve hatta bu satırları yazarken hepimize sıradanmış gibi geliyor ama hiç de öyle kolay ulaşılmış bir başarı değil bu.
Kızlarımız bunu tekrar ve tekrar başardılar ama bu başarı, kızlarımızın bireysel başarısından öte anlamlar da taşıyor aslında.
Bu başarı, oyuncularımızdan biri olan İlkin Aydın’ın “Filenin Sultanları diyorlar ama Atatürk’ün kızları demek daha çok hoşuma gidiyor” dediği gibi, Cumhuriyet aydınlanmasının bir sonucudur aslında.
Kızlarımızın bu büyük başarısı, erkek egemen toplumumuzda yüzyıllar boyunca horlanan, ikinci sınıf insan muamelesi yapılan kadın gücünün bütün çıplaklığıyla yüzümüze çarpmasıdır.
Ki; Bunu büyük Atatürk’e borçluyuz.
Ne demişti Nazım Hikmet, hatırlayalım:
“Ve kadınlar bizim kadınlarımız: ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlar, bizim kadınlarımız.”
Bugün hayallerimize bile zor sığacak bu büyük başarıya defalarca imza atmış olmaları hiç de tesadüfi değildi yani; onu söylemek istiyorum.
Topraklarımızda yüzyıllar boyu köle muamelesi görüyorlardı.
Batı’da ise “cadı” denilerek yakılıyorlardı.
Bugün demokrasi havarisi kesilen Batı toplumlarında bile henüz kadının adı bile yokken, büyük Atatürk, kadına seçme ve seçilme hakkı tanıyarak, topraklarımızdaki “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” gibi çağ dışı anlayışı tarihin tozlu raflarına taşırken; “Kız çocukları okutulmasın, vakti geldiğinde evinin kadını olsun” gibi kara bir zihniyetten kurtarmış olmasının paha biçilemez değerini de hatırlatıyordu aslında.
Büyük Atatürk biliyordu ki kadınlar bu ülkenin asıl unsurlarıydı. Kurtuluşumuzu biraz da Fatma Çavuşlar, Şerife Bacılar gibi fedakâr kadınlarımıza borçlu olduğumuzu Atatürk’ten başka kimse bilemezdi sanırım.
Bir ateş çemberinin tam ortasında yığınla sorunla boğuştuğumuz bu günlerde Atatürk’ün kızları, olağanüstü bir başarı hikâyesini yine ve yeniden yazarak hepimizin yüzümüzü güldürmüş oldular.
Çok kıymetlisiniz.
İyi ki varsınız