Osmanlı Devleti dağılma sürecinde bile dünyanın en büyük birkaç devletinden biriydi. Cumhuriyet kurulduğu dönemde ise nüfusu on iki milyondu ve bunun da çoğu kadın, yaşlı, çocuk ve sakatlardan müteşekkildi. Ayrıca bu nüfusun dört milyonu da Balkan göçmeniydi. O zamanlar Türkiye işgal edilebilir bir durumdaydı. Bugün Türkiye 2026 yılında yani yüz bir yaşında ve nüfusu doksan milyona yaklaşmış küresel bir güç konumunda.
Bugün beyaz eşya, tekstil ve inşaat sektöründe, hatta savunma sanayiinde durumumuzun çok iyi olmasına karşın bunlar asla 2026 Türkiye ekonomik vizyonu için yeterli şeyler değildir. Türkiye’nin dünyada süper güç olabilmesi; dostuna güven, düşmanına korku verebilmesi, bütün mazlum milletlerin haklarını savunabilmesi, Türk ve İslam dünyasının her açıdan lideri olabilmesi ve Büyük Türkiye’nin yeniden tesis edilebilmesi için bazı gereklilikleri yerine getirmesi elzemdir.
Hamaset edebiyatını derhal bırakıp şu sorulara acilen cevap aramalıyız: Savunma sanayiinde çok büyük mesafe kat etmiş olmakla beraber Türkiye bugün dış güvenliğini tek başına sağlayabilecek konumda mıdır? Nükleer enerjisini kendisi sağlayabiliyor mu? Uzay çalışmalarına katkı verebiliyor mu? Motoru da dahil her şeyiyle bir yolcu yahut savaş uçağını kendi başına üretebiliyor mu? Bilgisayar teknolojisinde kullanıcı ve yazılımcı olarak durumumuz nedir? Elektronik malzemeye ve lüks otomobillere ne zamana kadar daha servet ödenecektir? Bütün bu konularda, son zamanlarda ülkemiz ciddi mesafeler katetmiş olmakla birlikte daha alınacak epey yolumuzun olduğu muhakkak.
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve halkının 21. yüzyıldaki konumunun, durumunun, gücünün ve geleceğinin daha iyi olabilmesi açısından şunların ivedi olarak gerçekleştirilmesi elzemdir:
1. Vatandaşlarımız arasındaki güvensizlik ortamının ve ayrışmanın ivedi olarak giderilmesi zaruridir.Yani toplumsal bir sözleşme ile mutabakat sağlanmalıdır. Devletin kadroları işgal edilmek üzere bekleyen mevkiler ve makamlar olarak görülmemeli ve ayrıca yönetim kadrosu oluşturulurken liyakat, ehliyet ve emniyet esas alınmalıdır. Devlet içerisinde paralel yapılara asla müsaade edilmemeli; memurlar talimatı yasalar çerçevesinde kalmak koşuluyla amirlerinden almalıdır.
2. Türk toplumunun en önemli sorunu fakirlik/tembellik, cahillik, ayrımcılık/ayrılıkçılık ve taassuptur. Bunlara karşı üretim yoluyla zenginleşerek, eğitimde kaliteyi artırarak, birlik ve beraberliği sağlayarak ve çeşitli alternatifler geliştirerek mücadele edilmelidir. İnsanlara barış ve hoşgörü kültürü kazandırılmalıdır. Yani insanımız enerjisini birbirini yiyerek ve engelleyerek tüketmemelidir.
3. Ahlaki, milli ve manevi değerlerle reel dünyanın rasyonel değerleri (bilim ve teknoloji) kaynaştırılmalı; bir elinde bilgisayar bir elinde İslam ahlakı olan, yabancı dil bilen ve alanında çok iyi yetişmiş genç bir nesille yeniden güçlü bir Türkiye tesis edilmelidir. Bu arada ülkemizin yakın gelecekteki en önemli sorununun sorunlu bir gençlik ve dağılan aileler olacağı öngörülmeli ve buna yönelik tedbirler alınmalıdır.
4. Müslüman coğrafya dünyada yalnızca nüfusu ile değil; parasal zenginliği, askeri, siyasi ve ekonomik gücü ile de söz sahibi olmalıdır. Türkiye bu konuda da önderlik etmeli; Türk ve İslam dünyasının NATO benzeri askeri yapılanmasında koordinatör olmalıdır.
5. Bu millet israftan, sen çalış ben yiyeyim anlayışından vazgeçmelidir. Nimet-külfet dengesi gözetilmeli ve insanlar tasarrufa yönlendirilmelidir. Üretmeksizin tüketme kültüründen ve tüketim toplumu olmaktan vazgeçilmelidir.
6. Bu ülkede yaşayan herkesin iki temel ortak paydası vardır: “Cumhuriyet” ve “Vatandaşlık”. Dindar bir Cumhuriyetçi, Laikliği benimsemiş bir Cumhuriyetçi, Sünni yahut Alevi bir Cumhuriyetçi, Milliyetçi yahut Solcu bir Cumhuriyetçi, Türk ya da Kürt bir Cumhuriyetçi olunabilir. Yeter ki herkes birbirine saygılı olsun ve yasalarla belirlenmiş vatandaşlık ortak paydasında buluşsun.
Sonuç olarak, bütün bunları başarabilmiş bir Türkiye, benim ilk başta ifade ettiğim soru ve sorunların da üstesinden gelebilecek olan bir Türkiye’dir. Unutmayalım ki “İki günü eşit olan ziyandadır.” Bizler batılıları geçmek için çok çalışmalı ve birbirimize karşı hoşgörülü olmalıyız. İhtiyar batı çok koştu ve yoruldu. Şimdi biz onların önüne geçeceğiz ve dünyada adaletin, barışın, huzurun ve refahın timsali ve de güvencesi olacağız. Böyle de olursak işte o zaman Büyük Türkiye’yi durduramazlar.