Samsun’da sabahları okullara sadece öğrenciler değil; onlarla birlikte görünmez yükler, sessiz dertler, saklı çığlıklar da giriyor sınıflara…
Okul avlularına güneş her sabah aynı doğuyor ama, çocukların içine doğan ışık aynı değil. Atakum’dan gelen öğrencinin adımları ile Canik’ten yürüyen çocuğunki farklı. Belli ki kimsenin duymadığı bir hayat telaşının çığlığı var orada.
Birinin sırt çantasında kitaplar vardır, diğerinin çantasında kitaplarla birlikte ekmek derdi, kardeş sorumluluğu, evin durumu, hayatın telaşı…
Okulun koridorundan geçerken, yüzüne bakmadığınız çocukların gözlerinde kocaman bir “yardım edin” çığlığı olduğunu nerden bileceksiniz!
Biz ders zili çaldı sanıyoruz ama, bazı çocukların içinde başka bir şeyler hiç susmuyor: “Dayan biraz daha… Kimseye belli etme…”
Sınıfta sessiz duran öğrenciyi “utangaç” diye etiketliyoruz, oysa çoğu zaman o sessizlik bir değil, bin cümlenin susturulmuş çığlığıdır.
Defter kenarına çiçek çizen çocuk aslında baharı değil, evinin soğuk duvarlarını unutmaya çalışıyordur belki. Teneffüste herkes gibi kahkaha atamayan öğrenci keyifsiz değil; sadece sevinç yarışına katılmaya ayakkabıları uygun değildir!
Biz eğitim yatırımı deyince akıllı tahta, laboratuvar, bina konuşuyoruz. Oysa öğrencilerin en büyük ihtiyacı beton değil, merhamet…
Ayakları üşüyor mu, karnı tok mu, soruyor muyuz?
Bir öğretmeninin omzuna konan eli, bir “Nasılsın evladım?” sorusu, bazen bütün projelerden kıymetlidir. Çünkü çocuk dediğin sadece sınava değil, hayata hazırlanmalı.
Samsun, gerçekten büyümek istiyorsa bunu binalarla değil; çocuklarının gözlerindeki ışığı çoğaltarak yapmalıdır.
Unutmayalım:
Bir şehir, yollardan değil; çocuklarının gülüşlerinden ilerlemelidir Gelecek güzel günlere...