Seksen yıllık yaşamımda Menderes’in son döneminde demokrasinin askıya alındığı uygulamalar dahil olmak üzere, 1960, 1980 askeri darbelerini, 12 Mart 1971 Muhtırasını, Talat Aydemir’in iki kez denediği darbe kalkışmasını, 28 Şubat 1997 Laik düzen karşıtlarına karşı MGK’nın uyarılarını yaşamış birisi olarak, günümüzde yaşananları ülkemizin geleceği adına endişe ile izliyorum.
Artık günümüzde demokrasinin varlığından söz etmeye olanak kalmamıştır. Bilindiği gibi 16 Nisan 2017 günü yapılan “Anayasa Değişikliği Referandumu” Sonrası ülkemiz Başkanlık Yönetim Sistemine geçmiştir.
Türk tipi Başkanlık Sistemi olarak adlandırılan ve tek adam rejimi olarak uygulanan bu yönetim biçimi sonucu, tüm kararları tek kişinin vermesi ile yargı bağımsızlığını yitirmiş, “Yasama-Yürütme-Yargı” ile anlam kazanan demokrasi yok edilmiştir.
Demokrasi ile yönetilen hiçbir ülkede böyle bir yönetimden söz edilemez. Ana Muhalefet Partisi konumundaki CHP, son yerel seçimlerinde gösterdiği büyük başarı ile 14’ü büyükşehir olmak üzere, 35 belediye başkanlığını kazanırken Türkiye’nin de birinci partisi konumuna gelmiştir.
Ne var ki bu sonuçlar, o güne kadar girdiği her seçimi kazanmış olan AKP Genel Başbakanı ve Cumhurbaşkanı tarafından kabullenilememiştir.
Bunun sonucu olarak, çeşitli suçlamalarla yargı devreye sokulmuş ve CHP’ nin kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda büyükşehir başkanı tutuklanmıştır.
Aradan geçen 5 aya rağmen hala iddianamelerin hazırlanamamış olması, toplumun çok büyük kesiminde bu tutuklamaların siyasi olduğu yönündeki kuşkuları artırmıştır.
Bu belediye başkanlarının ve onların yakınlarının mal varlıklarına el konulması ile hiç kimsenin mal güvenliği kalmamış, yargıya olan güven duygusu da giderek azalmış bulunmaktadır.
Toplumu yakından ilgilendiren ve etkileyen her türlü kararın tek kişi tarafından alınıp uygulanıyor olması ve yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmesi sonucu, ülkemizde bugüne kadar yaşanmamış boyutta olumsuzluklara tanıklık etmekteyiz.
- Bugüne kadar görülmemiş boyuttaki kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk istismarları,
- Bazı siyasilerin isimlerinin karıştığı ölüm olaylarının bir türlü açığa çıkartılmaması,
- Faili meçhul cinayetlerin yeniden konuşulur olması,
- Ülkemizin hemen her tarafında çıkan veya çıkartılan orman yangınları ve bu yangınların söndürülememesi sonucu ormanlarımız hızla yok olması, bu yangınları söndürecek yeterli sayıda yangın uçağı ve gece görüşlü yangın helikopterinin tüm çağrılara rağmen alınmaması,
- Yanan orman alanlarına önceden maden arama ruhsatlarının verildiği iddiaları,
- Tarikatların kontrol edilemez hale gelmesi,
- Yolsuzluk ve dolandırıcılıkların önlenemez boyutlara ulaşması,
- Devlet ihalelerinin hep iktidara yakınlığı bilinen 5-6 müteahhide aynı verilmesi,
- Kamu kurumlarındaki savurganlığın durdurulamaması,
- Diyanet İşleri Başkanı’nın akıl dışı karar ve uygulamaları ile dinimizin istismar edilmesinin toplumda yarattığı tepkilerin artması,
- TÜİK’İN tarafsızlığını yitirerek iktidarın isteği doğrultusunda açıkladığı gerçeğin altındaki enflasyon oranları ile asgari ücretin düşük belirlenmesi sonucu halkın giderek yoksullaşması,
- RTÜK’ÜN iktidar karşıtı sayısı giderek azalmış olan TV kanallarına sık sık yayın yasağı getirmesi ile toplumun doğru bilgi edinme hakkının kısıtlanması sonucu,
Toplumun küçük bir kesimi çok hızlı zenginleşerek toplumun %10’u milli gelirin %80-90’nına sahip olması, toplumu huzursuz ettiği gibi geleceğine olan güvenini de sarsmıştır.
************************
BU BÖYLE GİDEMEZ, GİTMEMELİ DİYEN HERKESE BU KÖŞEMDEN ÇAĞRI YAPIYORUM.
Bu ülkeyi seven ve bu ülkenin insanı olmaktan gurur duyan, bu ülkeyi yöneten ve yönetmeye talip olan iktidar veya muhalefet yanlısı hiçbir siyasetçiyi ayırmadan tüm siyasetçilere sesleniyorum;
Kendi aranızdaki ayrışmaları ve tartışmaları sürdürürseniz, yarın siyaset yapacağınız bir ülkenin kalmayacağını görmüyor musunuz?
Eğer, el birliği ile bu ülkenin yeniden demokratik düzene ulaşmasını sağlayamazsanız,
Eğer, bu ülkeyi kısa sürede yeniden üreten ve en azından kendi ihtiyaçlarını kendi kaynaklarından sağlayan bir ülke haline getiremezseniz,
Eğer, bu ülkenin elinde kalan son yer altı kaynaklarını, ormanlarını, tarım alanlarını, gelir getiren ürünlerinin yok edilmesini önleyemezseniz,
Eğer, dinimizi çıkarlarına alet ederek bu ülkenin sömürülmesine zemin hazırlayan tarikatları denetim altına almazsanız?
Eğer, ülkemiz üzerinde geçmişten bugüne çıkar hesaplarını sinsice uygulayan başta ABD olmak üzere, sömürgeci ülkelerin ve içimizdeki işbirlikçilerini yok edemezseniz,
Eğer, ülkemiz talan edilir ve hukuk düzeni çökertilirken, muhalefet partileri olarak bir araya gelerek ortak bir tavır sergileyemeyecekseniz, biliniz ki sizlerde bu yıkımın birer parçası olmuşsunuz demektir.
Eğer bu ülkenin ana muhalefet partisi CHP ve çok sayıda belediye başkanı tutuklanarak bu belediyelere çökülürken, siz muhalefet partileri olarak sadece seyrediyorsanız, sizlerin bu ülkenin geleceğinde yeriniz olamaz.
Bunların yapılamadığı bir ülkenin geleceği de olamaz…
SONUÇ;
Unutulmamalıdır ki, bu ülkede demokrasiye sahip çıkmak ve ülkemizin bu kuşatmadan kurtarılması görevi tek başına CHP’ne bırakılamaz.
Bu ülkede yaşamını sürdürmek isteyen herkesin bu ülkeye ve geleceğine sahip çıkması zorunludur.
Çünkü bizlerin gideceği bir başka vatan toprağı yoktur. Ortadoğu devletlerini kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışan ABD’ nin BOP Projesine teslim olmak demek, yeni bir Irak veya Suriye olmak demektir.
Haydi hep birlikte bu oyunu bozalım ve ülkemizin geleceğine sahip çıkalım.
Ulus olarak bu ülkenin geleceğine hep birlikte sahip çıkmak üzere, güzel ve umutlarımızın yeşereceği bir hafta diliyorum.