Üzülerek söylemek gerekirse son on yılda iyice bozulan ekonomik yapı en büyük yıkımı, ülkemizin geçmişte orta direği olarak anılan memur ,işçi, emekli, Bağ-Kur’lu esnaf kesimini vurdu.
Bir türlü kontrol altına alınamayan enflasyon, sürekli artan gıda fiyatları ve iş alanlarının giderek azalması ile orta kesim dediğimiz büyük çoğunluk adeta yaşam mücadelesi vermektedir.
Ekonomik krizin etkisi ile ülkemizi ayakta tutan tekstil sanayi ya yabancılara satılmış veya üretim merkezlerini başka ülkelere taşımıştır. Ülkemizin milli değeri olan tüm fabrika ve kurumlar yabancılara satılara satılması sonucu ülkemizde gençlerimizin çalışabileceği iş alanları giderek daralmıştır.
Önceki yıllarda Samsun’da yaşanan iş alanı yetersizliğinin, artık tüm Türkiye için geçerli hale gelmesi ile en seçkin üniversiteleri bitiren gençlerimiz dahi, kendi kentinde ve kendi ülkesinde iş bulamaz hale gelmiştir.
Ne yazık ki bu durum, çok sayıda eğitimli gencimizi iş bulabildikleri başka ülkelere gitmek zorunda bırakmıştır. Devam eden ve bir kaçış haline dönüşen bu gidenlerin, kolay kolay geriye dönmeyeceği de bir başka acı gerçektir.
Öte yandan kendi ülkesinde gerekli ilgiyi göremedikleri ve yeterli ücreti alamadıkları için bu ülkenin ve ailelerinin milyonlarca lira harcayarak okuttuğu ve meslek sahibi yaptığı binlerce doktor, mühendis, akademisyen hızla ülkemizi terk etmektedir.
BUNLAR BİR ÜLKENİN GELECEĞİ İÇİN ÇOK BÜYÜK ENDİŞE KAYNAĞIDIR.
Ülkemiz son yıllarda BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) Projesi doğrultusunda eğitimsiz ve ne olduğu bilinmeyen on milyona yakın Suriyeli, Iraklı ve militan Afgan mültecilerle doldurulurken, çok büyük sayıda eğitimli ve donanımlı insanımızın ülkemizi terk ediyor olması, ülkemizin nasıl bir felakete sürüklendiğinin en büyük göstergesidir.
Buraya kadar yazdıklarım, ülkemizin her alanda nasıl bir çıkmaza sürüklendiğinin benim gözümden açıklamasıydı.
***
Yukarıda altını çizdiğim ekonomik krizle birlikte devam eden işsizlik ve eğitim ile kültürde giderek artan yozlaşmanın toplumda yarattığı bir başka yıkım var ki, bu olgu toplumun çok büyük bir kesimini AİLESEL sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır.
Ailelerin kısıtlı olanaklarına rağmen üniversite eğitimi yaptırdığı çocukları, Samsun gibi kentlerinde mesleklerini yapabilecekleri iş alanı bulamadıkları için geçtiğimiz yıllarda üç büyük kentteki sanayi kuruluşlarında yaşamlarını sürdürülebiliyordu.
Sonunda ekonomik kriz, ülkemizin can damarı olan bu üç büyük kentti de vurdu. Ülkemizin sanayi bölgelerindeki çoğu fabrikanın kapanması veya yurt dışına çıkması sonucu, çok iyi eğitim almış çocuklarımız artık geleceklerini yurt dışında aramaya başlamıştır.
Batı ülkeleri, yetişmeleri için hiçbir yatırım yapmadıkları üst düzey eğitim almış bu çocuklarımıza kapılarını ardına kadar açmaktadır.
Çocuklarının bir şekilde iş bulup yaşamlarını sürdürülebilecek olması, aileleri de “Çocuklarımız geleceklerini kurtarıyorlar” diye mutlu etmektedir.
Ancak, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşam süreleri uzamış bulunuyor.
Geçmiş yıllarda insan yaşamının ortalaması 60 civarındayken, bugün bu oranın 80’lere dayanması ile yaşlı aile bireylerinde Demans ve Alzheimer hastalıklarının görülme oranı da çok artmış bulunmaktadır.
Çevremizde bu hastalıkları yaşayan ailelerin nasıl büyük ve çözümü zor sorunlar yaşadığını görüyoruz.
İşte bu sorunları yaşayan ailelerin, ne yazık ki en çok ihtiyaç duydukları günlerde çocuklarından birisinin dahi aynı kentte olmamasının yarattığı çaresizlik, hem anne ve babalar için hem de onlara çare olamamanın tarifsiz acısını yaşayan çocukları için tam anlamı ile sosyal aile faciasına dönüşmüştür.
Bu sorun, çok önemli boyutlara ulaşmıştır ama Devletin henüz bu sorunu çözme konusunda ciddi bir projesi yoktur.
İvedilikle bu sosyal sorunu gidermek üzere bu hastaların yaşamlarını sürdürebileceği, bakım ve rehabilitasyonlarının da yapılacağı yeterli sayıda hastane düzeyinde KAMU BAKIM EVLERİ yapılmalıdır.
Bu konuda ÖZEL BAKIM EVLERİ yapılması için teşvik uygulamaları bir an önce başlatılmalıdır.
Üzülerek söylemek gerekirse, Devletin henüz böyle bakım evleri yapmak gibi bir projesi olmaması nedeniyle, bu tür hastası olan aileler çaresizlikten Gürcistan ve Azerbaycan’dan bu tür bakımları yapmak üzere gelen kadınların peşinde koşmaktadır.
Bu tür aile içi sorunların giderek artacağı göz önüne alınarak, bu sorunun çözümü için Devletin acilen bir proje üretmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
Unutulmamalıdır ki, ailelerinin huzurunu sağlayamayan ülkeler SOSYAL DEVLET olamazlar.
Çocuklarımızın kendi ülkelerinde iş alanı bulabildikleri ve yaşlı insanlarımızın sağlığının önemsendiği günlere ulaşmak dileğiyle, iyi haftalar…