Artık mesele sadece çevre sorunu değil; yaşamın kendisi tehlikede.
Karadeniz’in dereleri, dağları, ormanları birer birer sessizliğe gömülüyor. Her derenin başına bir HES, her dağın yamacına bir maden, her koyun kıyısına bir beton yığını dikiliyor. Bu topraklara “kalkınma” denilerek yapılan her hamle, aslında yaşamın kalbine saplanan bir hançer.
Samsun’un Alaçam’ı da bu sessizliğin içine çekilmek isteniyor şimdi. Yıllardır yeşiliyle, suyuyla yaşayan bu güzel ilçe, maden ruhsatlarıyla kuşatılıyor. Dağlar delik deşik ediliyor, sular kirletiliyor, köylünün sesi duyulmaz hale getirilmeye çalışılıyor.
Ama halk biliyor: Bir dağ sadece taş, bir dere sadece su değildir. Onlar bir halkın nefesi, geçmişi, geleceğidir...
Karadeniz’in her köşesinde bu hikâye aynı. Rize’de vadilere HES dayatılıyor, Artvin’de maden uğruna ormanlar kesiliyor, Ordu’da taş ocakları köyleri yutuyor, Giresun’da dereler kurutuluyor.
Ama unutulan bir şey var: Bu bölge susmuyor.
Kadınıyla, genciyle, çiftçisiyle; herkes toprağının yanında duruyor. Ellerinde pankart yerine, fidan taşıyorlar. Çünkü bu mücadele sadece çevre için değil, yaşam hakkı için veriliyor.
Bir ağacı korumak, bir çocuğun geleceğini korumak,
Bir dağı savunmak, bir halkın onurunu savunmaktır.
Doğayı savunmak, halkı savunmaktır.
Unutmayalım:
Bir ağacı keserseniz, bir nefesi susturur,
Bir dereyi kirlettiğinizde, bir köyü yok edersiniz.
Samsun direnecek, Alaçam direnecek, Karadeniz direnecek.
Çünkü bu toprakların sesi suyun sesidir, rüzgârın, kuşun, insanın sesidir.
Ve biz susmayacağız.
Çünkü doğa susarsa, halk susarsa, yaşam da susar.
Ama bir halk yaşamına sahip çıkarsa, hiçbir güç o halkı susturamaz.