Bugün ülkede en temel insan hakları bile tartışma konusu hâline gelmişse, sorun bireylerde değil; hakları güvence altına alması gereken siyasi iradededir.
İnsan hakları, demokrasiyle birlikte var olur; ifade özgürlüğü varsa toplum da nefes alır. Yoksa geriye sadece korku, sessizlik ve umutsuzluk kalır.
Bugün Türkiye’de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, mizansen reformlar değil; gerçek bir demokratik zihniyet devrimidir.
Her yıl çocuklardan söz ediyoruz ama yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlarca ailenin gerçeğine bakınca; “çocuk hakları” söyleminin boşlukta kaldığını görüyoruz.
Çalışmak zorunda kalan, eğitimden koparılan, göç yollarında kaybolan, istismara uğrayan çocuklar.
Bu tablo, siyasi tercihlerden bağımsız değildir. Çünkü,ekonomik politikalar, sosyal devlet anlayışı ve bütçe öncelikleri çocukların kaderini belirler.
Bir ülkede çocuklar eşitsizlik içinde büyüyorsa, bu sadece sosyal bir sorun değil; siyasal bir tercihtir.Bir tarafta özel okullar, kurslar, imkânlar; diğer tarafta kalabalık sınıflar, fiziki eksikler, ekonomik engeller…
Eşitlikten söz edenler, bütçe belirleme aşamasına gelince susuyorlar.Eğitim hakkı, ideolojik denemelerin ya da ekonomik koşulların kurbanı olamaz; bu, devletin vatandaşına karşı en temel sorumluluğudur.
Kadın cinayetleri “istatistik”, şiddet “olağan risk”, eşitsizlik “toplumsal alışkanlık” gibi sunuldukça; insan haklarından değil, tahakkümden bahsediyoruz demektir.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak bir siyasi karardı ve sonuçları her gün cana mal oluyor. Kadın hakları konusunda geri adım atılan her politika, kadının yaşam hakkını hedef alır.
Gazeteciler haber yaptıkları için gözaltına alınıyorsa, sosyal medya paylaşımları dava dosyasına dönüyorsa, soru sormak “tehdit” sayılıyorsa o ülkede en temel haklardan biri, yani ifade özgürlüğü, sistemli biçimde hedef alınıyor demektir.Oysa eleştiri, demokrasinin düşmanı değil; güvencesidir.
Madencilikten kıyı talanına, ormanların yok edilmesinden iş cinayetlerine kadar pek çok alanda yaşananlar; hak ihlallerinden fazlasıdır.
Bunlar, ekonomik büyümenin “insan” pahasına dayatıldığı politikalardır.
Yaşam hakkı sadece bireyin değil, doğanın da hakkıdır.Doğayı korumayan siyaset, ülkenin geleceğini yok saymaktadır.
Hak arayan yurttaşı susturmak devletin görevi değildir; o, otoriter rejimlerin yöntemidir.
Demokratik bir ülkede hak talebi suç değil; vatandaşlık görevidir.Bugün Türkiye’ninihtiyacı, korkuyla değil; hukukla, adaletle, eşitlikle yönetilen birdüzendir.
Hak mücadelesi, iktidarlara karşı değil; haksızlığa karşı verilir.
Ve hak mücadelesi büyüdükçe, toplum da büyür.