SON DAKİKA
01:30 Hürmüz Boğazı'nda savaş çanları: ABD ordusu İran'a giden gemiyi füzeyle vurdu 00:52 Aziz Yıldırım müjdeyi verdi! Prensipte anlaştık 00:32 Rusya: Ukrayna nükleer santrali kamikaze İHA ile vurdu! 00:09 Otobanda can pazarı: 4 araç birbirine girdi, ölüler var 23:48 Çin'den korkutan uyarı: Küresel nükleer çatışma riski artıyor 23:17 Yok böyle bir final Şampiyonlar Ligini kazanan takımı penaltılar belirledi 22:16 TFF Başkanı Hacıosmanoğlu'ndan zehir zemberek sözler: Türkiye yabancı çöplüğü değil! 22:00 Özgür Özel'den Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarına yanıt 21:53 CHP Samsun İl Başkanı Mehmet Özdağ Ankara'da: Özgür Özel'in yanındayız 21:53 Özgür Özel'den İsmet İnönü'nün kabri başında dikkat çeken açıklama 21:47 Köpeğe çarpmamak isterken şarampole uçtu 21:35 Bolu'da iki ayrı trafik kazası: 10 yaralı 21:30 Milyonlarca meme kanseri hastasını kemoterapiden kurtarabilir 21:27 Özgür Özel'den kurultay çağrısı 21:08 Bayram günü kahreden haber: 9 saat arayla cansız bedenleri bulundu 20:57 Özgür Özel’in Ankara'daki mitingine Samsun'dan katılan oldu mu? Samsun Milletvekili Murat Çan neden katılmadı? Jet açıklama geldi... 20:33 Samsun'un gururu dünya sahnesinde: OMÜ, NAFSA 2026 Fuarı'na damga vurdu! 20:21 Özgür Özel'den Kemal Kılıçdaroğlu'na FETÖ tepkisi! İftiraları şimdi kendisi sahipleniyor 20:08 Bayram dönüşü dehşet! Tartıştığı sürücüyü darbetti 19:51 Samsun'da satılık arsa! Asarcık Belediyesi'nden milyonluk satış...
İslâm'da Sanat ve Estetik

İslâm'da Sanat ve Estetik

Hazır

Giriş: 16.07.2025 10:00 Güncelleme: 16.07.2025 10:00
Bu haftaki yazımızda merhum Seyit Ahmet Arvasi'nin "Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz" adlı eserinin ikinci kısmını oluşturan "Estetiğimiz" bölümünden alıntılamalar yaparak bir nevi onun gözüyle İslâm Med...

Bu haftaki yazımızda merhum Seyit Ahmet Arvasi'nin "Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz" adlı eserinin ikinci kısmını oluşturan "Estetiğimiz" bölümünden alıntılamalar yaparak bir nevi onun gözüyle İslâm Medeniyetinin sanat-estetik algısı ve anlayışı hakkında bilgiler sunmaya çalışacağız.

"Allah güzeldir ve güzeli sever" hadisi aslında İslâm'ın sanat ve estetik anlayışının özünü oluşturur. Öyle ki, sanat ve estetik anlayışı medeniyetleri de birbirinden ayrıştırır. İslâm, sanatı "Allah'ı aramak" olarak tarif eder. Necip Fazıl Kısakürek, İslâm'ın bu sanat anlayışını şöyle şiirleştirir:

"Anladım işi; sanat Allah'ı aramakmış:

Mârifet bu, gerisi yalnız çelik, çomakmış... "

İslâm'da "güzellik", başlı başına bir hakikattir. "Güzellik" her ne kadar insan için "izafi" bir mana taşıyorsa da, gerçekte "mutlak güzel" olan Allah'ın "cemîl ve cemâl" sıfatlarının birer tecellisinden ibarettir. (s. 121)

Estetik bir ilim olarak ne kadar başarılı olmuştur? İtiraf etmek gerekir ki estetik, henüz ilim olma yolunda çok önemli mesafeler kat etmiş değildir. O şimdilik bir ilimden çok, sanat felsefesine, sanat tenkidine yahut bir sanat tarihine benzemektedir. (s. 79)

İnsanoğlu, yaşadığı âlemde, yalnız doğruyu ve iyiyi değil, "güzeli" de arar. Bu nedenle estetiğin gerçek konusu, güzellik ve çirkinliktir. Sanatkârın hedefi çirkinden uzaklaşarak, güzele ulaşmaktır... Tasavvuf dili ile söylemek gerekirse sanatkâr, eserde müessiri ve mutlak güzeli arayan kimsedir. (s. 80-82)

Sanatın ilme ve akla bağlı yönleri bulunmakla birlikte o, esas itibariyle bir aşk ve gönül meselesidir. Sanat akıldan çok kalbi doyurmaya yarar. O, düşünmekten çok sezmek ve duymak demektir. Sanatkâr ilim adamından ve filozoftan çok, dinî vecd halinde bulunan insana benzer. (s. 87)

Her milletin hayatında sosyal, kültürel, ekonomik ve politik yapısında, geliştirdiği estetik değerlerde üzerinde yaşadığı coğrafyanın izlerini inkâr ve ihmal etmek mümkün değildir. Her milletin mimarisi, musikisi, şiiri, resmi, tezyinatı, roman ve hikâyesi, dans ve oyunları, masal ve mitolojisi bir bakıma coğrafyasını yansıtır. (s. 89)

Bizim de şiirimiz hikâyemiz mimarimiz musikimiz, danslarımız destanlarımız, nakışlarımız çinimiz, kilimlerimiz, halılarımız ve yazımız coğrafyamızın, vatanımızın renk ve motifleriyle yoğrulmuştur. Bizim sanat eserlerimizde güllerin, lalelerin, sümbüllerin, çiğdemlerin, karanfillerin bulunuşu, hususi manalar içinde ve semboller biçiminde sık sık ele alınması boşuna değildir. (s. 89)

Tarihten öğrendiğimize göre, âdeta cemiyetlerin dehâ doğurma dönemleri vardır. Müslüman Türk tarihinde de böyle dönemler mevcuttur: Selçuklunun dehası 11. ve 13. asırda başlar: Kaşgarlı Mahmudların, Yusuf Has Haciblerin, Mevlanaların, Yunusların, Sultan Alparslanlar, Melikşahların, Nizâmülmülklerin gelip geçmesi bir tesadüf değildir. Durum Osmanlılar için de aynıdır. Osmanlı döneminde 15. ve 16. asırlar âdeta her sahada dehâ yetiştirme çağıdır. (s. 90)

İslâm medeniyetinde daha çok şiir, hitabet, mimari ve putperestliğe tepki olarak nakkaşlık ve hüsn-ü hat gelişmiştir. Müslüman sanatkâr bütün gücünü şiire, hitabete, mimariye vermiş; resim zevkini tezhip ve nakışlarla; heykelcilik zevkini taşlara ve mermerlere bir şiir gibi işlediği motiflerle tatmin etmeye çalışmıştır. Şanlı Peygamberimiz  de, güzel sanat dalları arasında bilhassa "hitabete", "kitabete" ve "şiire" ayrı bir değer vermiştir. (s. 111)

Bir milletin emperyalizmin oyununa gelip gelmediği, en çok güzel sanatlar sahasında anlaşılır. Çünkü emperyalizm bir ülkeyi ele geçirmeden önce orada yaşayan insanların ve kitlelerin kafalarını ve gönüllerini kazanmak ister. Güçlü ve sinsi bir propaganda ile o ülkenin sinemalarına, ekranlarına, kitapçı vitrinlerine sızar, milletin "milli ve mukaddes zevklerini" çökerterek kendisi gibi duymaya ve düşünmeye zorlar. (s. 136)

Bakalım günümüzde, yabancı bir kültüre zorlanan nesiller, sapık yolları ve kolları terk ederek yeniden bizim kültür ve medeniyetimizin ana damarını bulabilecekler mi? Mimaride, musikide, resimde, tezhipte kısaca bütün güzel sanat dallarında orijinal ve farklı olduğumuzu ispat edebilecek mi?

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap