Ailesi Tekirdağ’ın Saray ilçesinde ikamet eden, ancak sonradan Samsun’un Vezirköprü ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu anlaşılan Uzman Çavuş Mehmet Kuzu’nun, Zeytin Dalı Harekâtının 2. gününde televizyon muhabirinin “İstikamet Neresi?” şeklindeki sorusuna karşılık verdiği “Kızıl Elma’ya” cevabıyla Türkiye’nin gündemine oturan Kızıl Elma kavramı aslında Türk milletinin kimliği ve tarihi misyonuyla özdeş bir kavramdır.
Kızıl Elma, Türk Milletinin tarihî amaç ve hedeflerini sembolize eder. Bu nedenle Kızıl Elma, sabit bir hedef olmayıp devre, döneme ve şartlara göre değişebilen bir ülküdür. Her şeyden önce Türkler için Kızıl Elma; İslamiyet’ten önce “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi” iken, İslamiyet’ten sonra “İlâ-yı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem Ülküsü”ne evrilmiştir. Bu ülkü; İslamiyet’ten önce Oğuz Kağan Destanı’nda “Daha deniz, daha müren (nehir) / Güneş tuğ olsun, gök kurıkan (çadır)” şeklinde ifade edilmiş; Osmanlı döneminde ise Ahmet Cevdet Paşa’nın “Devlet-i muntazama (düzenli işleyen devlet)” sözüyle karşılığını bulmuştur.
Ancak bu konudaki toplumsal mutabakat; Kızıl Elma’nın Türk'ün nihai hedefi olduğu şeklindedir. Bu hedef kimine göre Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi, kimine göre Nizam-ı Âlem ülküsü, kimine göre İlâ-yı kelimetullah, kimine göre Devlet-i ebed-müddet, kimine göre ise sırf Allah’ın rızasıdır; amel ve ibadetlerde sırf Allah’ın rızasını kazanmaktır.
“Yakın tarihimizde “ilâ-yı kelimetullah”ı hayata geçirmeye çalışan, bilindiği üzere Osmanlı idi. Osmanlının karşısında da en büyük güç, engel ve düşman olarak Hristiyan dünyası vardı. O sebeple olsa gerek ki gazâlar ekseriyetle Hristiyan dünyasına yönelik olarak yapılmıştır. Hristiyan dünyasını da haç temsil etmektedir. Kiliselerde, çan kulelerinin tepesinde genellikle bir haç bulunmaktadır. Bu haç, ekseriyetle top biçimindeki bir kaidenin üzerinde yükselir. O kaide de Hristiyanların anlayışına göre dünyayı simgelemektedir. Bu arada haçın, dünyayı simgeleyen kaide üzerinde durması Hristiyanlığın dünyaya egemen olacağı, olması gerektiği anlayışının bir yansımasıdır. İşte bu kaide, bazı yerlerde bakır, bronz veya altından yapıldığı için ya da altın kaplama olduğu için kızıl renktedir. Renginden ve şeklinden ötürü bu topa “kızıl elma” denilmiştir. Yani “kızıl elma”, o dönemin anlayışına göre kilisenin bulunduğu, Müslüman Türk’ün fethetmeyi hedeflediği; Allah’ın dininin, adaletinin götürülmesi gereken ve insanların kurtuluşa ereceğine inanılan yerin adıdır.”
Kızıl Elma, içerik olarak değil, kavram olarak Türklere ait bir idealdir. Türklerin İslamiyet’i kabulüyle birlikte kızıl elma ideali İslami akide ve tefekküre doğru evirilmiştir. Günümüzde ise Türkiye’mizin âli menfaatlerini gözetmek, dünyada adaleti tesis etmek, haklının ve garibanın yanında olabilmek, teknolojide dünyanın ilerisine geçebilmektir kızıl elma. Bunu başarabilmek için de dünyanın en güçlü ekonomisine, en güçlü ordusuna, en iyi yetişmiş insan gücüne sahip olabilmek gerekir.
Kızıl Elmaya aslında tam olarak ulaşmak, erişmek bazen mümkün olmayabilir. Bazen de ona ulaşılır; ancak karşımızda yeni Kızıl Elmalar, milli ülküler, hedefler, gayeler yükselir. Dünya hayatı devam ettiği müddetçe Kızıl Elma hiçbir zaman tükenmeyecektir. İşte bu kahraman asker, bu sözü laf olsun diye değil; ne yaptığının, nereye gittiğinin, neyi hedeflediğinin bilinciyle söylemiştir. Tebrik ediyorum. Allah bu kahraman askerimizi ve bütün askerlerimizi korusun; şanlı ordumuzu muzaffer eylesin.