Tarih 7 Şubat 1990’dı.
O gün sabaha karşı, Merzifon yakınlarındaki Yeni Çeltek maden işletmesinde grizu patlaması meydana geldiği ve patlama sonucu bir galeride çıkan yangın ile oluşan göçük sonucu çok sayıda işçinin mahsur kaldığına dair haber almıştık.
Güneş gazetesinin Samsun Büro Şefiydim; büromuzun en yetenekli muhabirlerinden Necmi Hatipoğlu ile vakit kaybetmeden olay yerine gitmiştik.
Gün yeni ışıyordu.
Maden ocağı mahşer yeri gibiydi.
Kimi ana, kimi eş, kimi de çocuk; kadın ve kızların feryadı er göğü inletiyordu.
Aradan 36 yılı aşkın süre geçmiş ama 7 Şubat 1990 günü maden işçiliğinin zorluğunu da, tehlikesini de bizzat test etmiş biriyim.
Doruk Maden çalışanları, maaşlarının ve diğer hakedişlerinin ödenmemesi nedeniyle Ankara’da eylem yapıyorlar biliyorsunuz.
İşçiler alın terlerinin karşılığı olan maaşlarının ödenmediğini iddia ediyorlar.
Bir süredir işçilerin Ankara’da süren eylemleri, ilk eylemleri de değil.
İşçiler daha önce de Ankara’da seslerini duyurmak için Güvenpark’ta toplanmışlardı.
Doruk Maden işçileri, ilgili bakanların araya girip AK Parti Muş Milletvekili Sebahattin Yıldız’ın sahibi olduğu Yıldızlar Holding bünyesindeki şirketin yetkilileriyle görüştükten sonra hakedişlerin ödeneceğine dair teminat almasına rağmen bir türlü ödenmeyen alacakları nedeniyle ikinci defa Ankara’da toplanarak seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
Hak arayışındaki işçilere polisimiz müdahale etmeseydi.
Çünkü Devletin bakanları araya girmiş, alın terlerinin karşılığı olan alacaklarının ödeneceğine dair teminat almışlar ama yine ödeme yapılmamış.
İşçiler seslerini demokratik yollardan duyurmaya çalışıyorlar.
Üstelik bunu Anayasamızın 34. maddesinde “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” şeklinde yazılı hükmünün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına tanıdığı temel bir hakla yapıyorlar.
Gösteri ve yürüyüş hakkı, kimseye ve özellikle devletin düzenine ve güvenliğine zarar vermeden kullanılmalı elbette.
Gördüğüm kadarıyla işçilerin eylemi gayet barışçıldır ve devletin güvenliğini tehdit edecek bir boyuta ulaşmış değil.
Ulaşmasın da zaten.
Öyleyse neden müdahale ediliyor, anlayabilmiş değilim hâlâ.
Devletin bakanlarının araya girmesine rağmen şirket maaşları hâlâ ödemiyor ve önceki gün yapılan açıklamaya göre ödeme takviminin hazırlandığını duyuruyorlar.
Ve ayrıca hayret edilecek şekilde alın teri karşılığı olan haklarını ödemedikleri çalışanlarını şirkete zarar vermekle suçluyorlar.
Bir çalışan için maaş alamamak çok zor bir durumdur.
Cennet mekân Mehmet Ali Yılmaz’ın sahibi olduğu dönemde Güneş gazetesinde çalıştığım yıllar mesleğimin en rahat dönemleriydi.
Emeğimizin karşılığını bihakkın ödüyordu yani rahmetli.
Gazete Asil Nadir’e satıldıktan sonra da, özellikle ilk yıllarda maaşlarımızın dolgunu zamanında dönüyordu.
Ve fakat…
Ne zamanki Asil Nadir’in şirketleri İngiliz oyunuyla batırılınca biz Güneş gazetesi çalışanları da bundan çok etkilenmiştik.
Aylarca maaş alamamıştık.
İkramiyelerimle birlikte 18 ay maaş alamamıştım.
Bırak evladıma harçlık vermeyi, evime bir somun ekmek alabilecek durumda değildim.
Güneş batırılınca 18 aylık maaşımla birlikte 19 yıla yakın tazminatım da buhar olmuştu.
Bir süre gazetenin Beyazıt Meydanı yakınlarındaki Soğanağa Mahallesi’ndeki binasında bir duvarın bana ait olduğuyla avunmuştum ama geçen sene oralardan geçerken o binayla birlikte duvarın da yok olduğunu görünce derin bir hayal kırıklığı yaşamıştım.
Çalışıyor olunmasına rağmen eve ekmek götürememenin sebep olduğu ruh hâlini en iyi bilenlerden biri de bu fakirdir yani.
O nedenle çalışma koşulları bakımından maden işçiliğinin de ne denli zor olduğunu bilen biri olarak Doruk Maden işçilerinin hak arama taleplerini haklı buluyor, analarının ak sütü kadar helal alacaklarının bir an önce ödenmesi gerektiğini düşünüyorum.