Can güvenliğimiz yok, diye feryat eden öğretmen Fatma Nur Çelik bir öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Bir toplum düşünün; çocuklarını sabah okula gönderiyor, ama o okulda ders anlatan öğretmenin can güvenliği bile yok. Sonra çıkıp “gelecekten”, “nesil inşasından”, “eğitim reformundan” söz ediyor.
Şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Önce öğretmeni sıradanlaştırırsınız; sonra değersizleştirirsiniz, ardından yalnızlaştırırsınız, en sonunda da başına bir şey geldiğinde birkaç mesajla vicdanınızı rahatlatırsınız!..
Öğretmeni sürekli hedef haline getiren dil değişmeden hiçbir şey değişmeyecek. Öğretmeni toplum önünde itibarsızlaştıran her söylem, onu korumasız bırakır. Sürekli baskı altında, sürekli şikâyet tehdidiyle işletilen bir eğitim sistemi, sonunda öğretmeni savunmasız bırakır.
Bunların hepsi çürümenin parçalarıdır.
Fail elbette yargılanacak, hukuk gereğini yapacaktır. Ama şunu açıkça söylemek zorundayız: Sadece faili konuşarak bu düzeni temize çıkaramazsınız. Bir öğretmen, görevini yaparken hayatını kaybediyorsa burada münferit bir durum değil, ihmal vardır; kayıtsızlık vardır; ciddiyetsizlik vardır.
Okul dediğiniz yer, devletin en temel kurumudur. Eğer o kurumun içinde öğretmen kendini güvende hissetmiyorsa, orada yalnızca bir güvenlik açığı değil, otorite boşluğu vardır.
Bir öğretmen öldüğünde, bir sınıfın rehberini, onlarca çocuğun rol modelini, bir mahallenin güven duygusunu kaybediyoruz. Bunun adı “acı olay” değil, sistemik iflastır.
Güvenlik zafiyetini kaderle örtemezsiniz
Bu ülke öğretmenini koruyamıyorsa, yarın hiçbir kamu görevlisini, hiçbir vatandaşı koruyamaz. Çünkü mesele sadece bir meslek grubu değil; kamusal otoritenin caydırıcılığıdır.
Fatma Nur Çelik’in adı bugün konuşuluyor. Yarın başka bir gündem gelecek. Eğer gerçekten sarsıldıysak, öğretmeni korumayı bir temenni değil, bir zorunluluk haline getireceğiz. Aksi halde ne eğitimden, ne gelecekten, ne de vicdandan söz etmeye hakkımız kalır.
Çünkü öğretmeni yaşatamayan bir toplum, yarınını gömüyor demektir.