Müzik, sadece duyulan bir ses değil; bir milletin hafızası, estetik idraki ve medeniyet aynasıdır. Bu aynayı puslanmadan tutmak üzere kurulan devlet kurumları ise kişisel beğenilerin, güncel rüzgarların veya popülist kaygıların değil, asırların imbiğinden süzülmüş bir geleneğin mutlak koruyucusudur. Bugün geldiğimiz noktada, Devlet Klasik Türk Müziği Korolarımızın sergilediği tablonun kuruluş felsefesiyle ne denli uyuştuğunu sorgulamak, bu sanata ömrünü vakfetmiş her bir şahsiyet için kaçınılmaz bir görevdir.
Şu bilinmelidir ki; devlet korolarının asli varlık sebebi, halkın her köşe başında zaten ulaşabildiği popüler tınıları tekrar etmek değil; icrası yüksek teknik ve akademik derinlik gerektiren kârlar, besteler ve ağır semailer gibi kadim formları, o asil mirasa sadık kalarak geleceğe taşımaktır. Eğer bir devlet kurumu, kendi kimliğinden sıyrılıp "film müzikleri" gibi popüler alanlara sığınıyorsa veya amatör mahfellerin samimiyetle yürüttüğü faaliyetlerin ötesine geçemeyen bir nitelik sergiliyorsa, orada ciddi bir kurumsal kimlik erozyonundan söz etmek gerekir.
Bu kurumların bünyesinde görev alan ve “devlet korosu sanatçısı” sıfatını taşıyan her bir birey, sadece bir memuriyet limanında değil, bitmek bilmeyen bir tekâmülün ve sarsılmaz bir liyakatin makamındadır. Unutulmamalıdır ki; devlet korosu sanatçısı olmak büyük bir sorumluluk ve ağır bir görevdir; “Devlet Sanatçısı” unvanı ise yalnızca bu mesleğin en üstün zirvelerine atfedilen müstesna bir onur payesidir. Bu iki tanımın ve konumun birbirine karıştırılması, en başta o yüce unvana ve kurumun haysiyetine halel getirir.
Bir devlet topluluğu, salonları doldurma kaygısıyla piyasa ağzına yaklaşmak yerine, halkın estetik zevkini yukarıya, o yüksek zirveye çekmekle mükelleftir. Rehber, arkasındaki topluluğun hızına göre yavaşlarsa, yol gösterici olma vasfını yitirir. Bu yazı, herkesi bulunduğu yerin ağırlığını fark etmeye ve temsil ettiği bin yıllık mirasa yakışır bir vakara davet eden bir deklarasyondur. Liyakatin esas olduğu, sanatsal disiplinin tavizsiz uygulandığı ve popülizmin kapı dışarı edildiği bir yapıya dönmek, bu topraklara olan borcumuzdur.