İslam düşüncesinde "Rahman’ın has kulları", yalnızca şekli bir aidiyetle değil; tevazu, vakar, dengeli yaşam ve yüksek ahlakla tanımlanan seçkin müminleri ifade eder. 19 Mayıs Müftülüğü ADRB Vaizi Hatice Ergin, bu müstesna kulların vasıflarını ve bu anlayışın Anadolu irfanındaki yansımalarını değerlendirdi.
TEVAZU VE VAKAR: KULLUĞUN TEMEL PARAMETRESİ
Kur’ân-ı Kerîm, Furkan Suresi’nde Rahman’ın has kullarının yeryüzünde tevazu ile yürüdüklerini ve cahillerin sataşmalarına nezaketle "selâm" diyerek karşılık verdiklerini beyan eder. Bu duruş, kulluğun sadece secdede değil, sosyal hayatın içinde nefs kontrolü ve vakarla sürdürülmesi gerektiğini ortaya koyar. Rahman’ın has kulları, gecelerini ibadetle nurlandırırken; gündüzlerini ise israf ve cimrilikten uzak, iktisatlı ve dengeli bir hayat tarzıyla inşa ederler.
ANADOLU İRFANI VE VAKIF MEDENİYETİ
İslam’ın öngördüğü bu ideal mümin profili, Türk-İslam medeniyetinin temel taşlarını oluşturmuştur. Anadolu’nun derin irfan geleneğinde hayat bulan cömertlik, misafirperverlik ve yardımlaşma gibi erdemler, Kur’ân ahlakının toplumsal dokuya işlenmiş halidir. Osmanlı’dan günümüze ulaşan kervansaraylar, imarethaneler ve ihtiyaç sahiplerine el uzatan vakıf kültürü, merhametin kurumsallaşmış en somut örnekleri olarak karşımıza çıkar. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturu, bu bilincin halk arasındaki en güçlü yansımasıdır.
MODERN ÇAĞDA KULLUK HASSASİYETİ
Geleneksel değerlerin ötesinde, günümüzün karmaşık sosyal yapısında da "Rahman’ın has kulu" olabilmek, güncel sorumlulukları beraberinde getirir. İş hayatında dürüstlük, kamu malını kutsal bilmek, çevre bilinci taşımak ve özellikle dijital ortamlarda nezaketi elden bırakmamak, bu kulluğun modern dünyadaki tezahürleridir. Hatice Ergin’e göre; zaman üstü olan bu ilahi ilkelere uygun bir hayat inşa etmek, her mümin için en büyük gaye ve rıza kapısıdır.
Haber Merkezi