Geçtiğimiz hafta sonunda gazetemizin Kurucu Yayın Danışmanı Sayın Yener Cabbar Samsun için çok önemli bir konuyu bir kez daha gündeme taşıdı. Aynı konuda daha önce bende bir köşe yazısı kaleme almıştım.
Bugün Sayın Cabbar’a destek olacak aynı konudaki bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.
Öncelikle belirtmek isterim ki, hemen tamamına yakını deprem kuşağında yer alan bir ülkede yaşıyoruz. Ama Samsunlular adına, bu konuda en şanslı illerden birisi olduğumuzu söylemek isterim. Çünkü deprem bilimcilerinde sıkça vurguladığı gibi deprem açısından oldukça güvenli illerden birisiyiz.
Samsun zaten geçmişinde de çok büyük yıkım olan depremler yaşamamış bir kenttir. Güneyimizde geçen Kuzey Anadolu Fay hattında 1939 yılında meydana gelen7,9 şiddetindeki Erzincan ve 1943’te ki 7,2 şiddetindeki Lâdik depremlerinde dahi diğer iller kadar zarar görmemiştir.
Bunun altını çizdikten sonra Samsunluların çok daha fazla endişelenmesi gereken ZEMİN KAYMASINA (Heyelan), geçmişte yaşanmış bir anıyla girmek istiyorum.
Samsun için asıl tehlike, yıkıcı olmayan bir depremin dahi bu heyelan alanlarını tetikleme olasılığıdır.
Yıl 1980. Samsun Eczacı Odası Başkanı olduğum bir dönemdi.Seçilen yönetim kuruluyla birlikte yaptığımız çalışmalarla sadece odamıza bağlı illerde değil, tüm Türkiye’de destek gören Eczacı Odalarının başında geliyorduk. Bu arada, Türkiye’de kendi oda binasını olan ilk Anadolu Eczacı Odası olmuştuk.
Bu başarılar bir anda odamıza ve başkan olarak bana büyük bir güven sağlamıştı. Tam bu sırada 12 Eylül Darbesi ile bir süre diğer STK’larla birlikte odamızda kapatılmıştı.
Bu arada çok güzel bir meslektaş gurubumuz oluşmuştu. Hemen her hafta eşlerimizle bir araya gelip pide yiyorduk. Bu buluşmaların birisinde içimizden birisi, “Başkan,“sizin öncülüğünüzde hepimizin birlikte yaşam süreceği bahçeli bir site yapalım.”Diye bir öneri getirdi.
Bu öneri kısa sürede ciddileşti ve 8-10 evin yer alacağı bir arazi aramaya başladık. Fakat tapulu ve imara uygun büyüklükte yer bulamıyorduk.
Bir arkadaşın önerisi ile bugünkü Karayolları 7. Bölge Müdürlüğü’nün bulunduğu yerin 1-1,5 km yukarısında, bize yetecek büyüklükteki araziyi görmeye gittik.
Bugün aramızda olmayan rahmetli Ecz. Hasan Türkili ve Ecz. Erkal Köktener ile Ecz. Ergün Danışman, Ecz. Cahit Kılıç ve ben söylenen yere geldik.
Sanırım mayıs ayıydı. Çok güzel bir hava ve yemyeşil bir yamaç. Deniz manzaralı, hiçbir yapılaşmanın olmadığı bir arazi. Öylesine beğenmiştik ki, çimlere oturup deniz manzarasını seyrederken gelecek güzel günlerin hayalini kurmaya başlamıştık bile.
Bu arada araziyi yukarıdan aşağıya doğru incelediğimde, arazinin yüzeyinde yer yer kırılmalar olduğunu görünce rahatsız oldum. Arkadaşlara, “Bu kırılmaların beni rahatsız ettiğini söyleyerek bunu araştırmamız gerektiğini” söyledim.
Karşılığı, “Durup dururken sorun çıkartıyorsun.” oldu. Ama başkan olarak bir sorumluluk üstleneceğim için bu konuyu aydınlatmam gerekiyordu.
Araştırdığımda bu konuda en iyi bilgiyi, DSİ 7. Bölge Müdürlüğünde görevli uzmanların söyleyebileceğini öğrendim. Nitekim kısa bir süre sonra gelen bilgi bizim hayallerimizi de bitiriyordu.
Gelen bilgi, bu arazinin aktif olmayan bir heyelan bölgesi olduğuydu. Sonuçta ben böyle bir sorumluluğa giremem diyerek, bu projeyi o gün sonlandırmıştım.
Sonraki yıllarda bu bölge imara açılmış ve bir anda kentin en cazip yerleşim yerlerinden birisi haline gelmişti.
Aradan yıllar geçmiş, 2017 yılına gelmiştik. Bir gün kızımla eşim torunlarımızın güvende olacağı ve rahatça oynayabileceği bir sitede oturmayı düşünmüşler ve bu bölgenin çok daha üst kısımlarında yeni yapımına başlanan ve çok sayıda arkadaşımın da yer aldığı bir proje için beni de ikna etmişlerdi.
Geçmişte sorunlu bularak almadığımız arazinin oldukça üst taraflarında bir yerdeki inşaatın temeli çok sayıda fore kazık üzerine yapılıyordu.

Bizim inşaat yapılırken bölgede Büyükşehir Belediyesi çalışanlarına ait olduğu söylenen iki gökdelen inşaatı daha vardı. Aradan geçen 8 yılda bu bölgede yapılmış ve yapımı süren onlarca gökdelen bulunuyor.
Ancak bu bölgede yapılan binaların aynı titizlikle yapılıp, yapılmadığını bilmiyorum. Nitekim zemin kayması nedeniyle içerisinden güçlendirilerek iskana açılmış gökdelenler ve inşaatı durdurulmuş yakınımızdaki bir inşaatı biliyorum.
Bu bölgenin 4-5 km. doğusundaki Derecik Mezarlığında yaşanan zemin kaymalarının sonucu, çok sayıda mezarın darmadağın olduğunu da biliyoruz.
Bunlar dikkate alınmadan bu bölgenin batı üst taraflarında yer alan Derecik, Büyük Kolpınar, Küçük Kolpınar ve Balaç Mahallerinde hızla yükselen 20 katlı gökdelenlerin temelleri, yetkili makamlarca mutlaka denetlenmelidir.

Üzülerek söylemek gerekirse, hala dönüşüm projeleri başlamamış olan Samsun’un heyelan tehlikesinde olan çok sayıda mahallesi bulunuyor.
Kilise Kavşağından Otogara giden Barış Bulvarı’nın açılmaya çalışıldığı yıllarda yaşanan heyelanların, bu bulvarın açılışını ne kadar zorlaştırdığını yaşayarak gören birisiyim.
Barış Bulvarı’nın sol yanında bulunan “Eğitim Gönüllüleri Vakfının” önündeki istinat duvarı dahi birkaç kez kayarak yıkıldığı için zorlukla yapılmıştı. Şimdi bu bulvarın sağ tarafında 5-6 katlı apartmanlar bulunuyor. Bunlar nasıl ruhsat aldı bilmiyorum.
En son olay ise, Büyükşehir Belediyesi’nin akıcı hale getirmek için el attığı RTE Bulvarı inşaatında yaşanmaktadır.
Bu yol inşaatına başlanmadan önce, bu bulvarın bazı yerlerinin deniz tarafında çok ciddi kaymalar yaşanmış ve bazı yerlerde fore kazıklarla takviye yapılırken, bazı yerlerde yolun bir şeridi kayarak yok olduğu için trafiğe kapatılmıştı.
Şimdi öğreniyoruz ki, RTE Bulvarındaki çalışmalar sırasında dahi, yolu güvenilir hale getirebilmek için400 üzerinde fore kazık kullanılması zorunlu olmuş.
Böylesine riskler barındıran bir kentte, az katlı binalar yerine hala 20 şer katlı gökdelenlere izin ve ruhsat verenler geceleri yastığa başını nasıl koyuyor anlamıyorum.

06 Şubat 2023 tarihinde Güneydoğu Anadolu Bölgemizde 11 ilimizi yerle bir eden depremi hatırlayınca,yıkıcı olamasa da olası bir depremle tetiklenecek zemin kaymalarından ötürü Samsun adına korkuyorum.
Böylesine rant kokan gökdelenlerin temellerinde yeterli önlemler alınmadan yapılanların sorumlusu sadece yapan müteahhitler değil, böylesine riskli bir bölgede bu ruhsatları veren ve gerekli denetimleri yapmayan Belediyelerin başkan ve diğer yetkilileri de sorumlu olacaktır.
Bu ve diğer riskli bölgelerde çok katlı binalar yerine daha güvenilir 3-4 katlı binalara izin verilmesi, olası risklerin azalmasını sağlayacaktır.
Samsun’u yönetenlerin bu konuda yapılan uyarıları dikkate alması umuduyla, sorunsuz günler diliyorum.