Kırmızı-Beyazlılar, evinde oynadığı Kocaelispor maçında da kazanamadı ve galibiyet özlemi 7 maça çıktı.
Kocaelispor karşısında asıl can yakan mesele sadece alınamayan 3 puan değil, sahaya yansıyan ruhsuz futbol.
Haftalardır aynı senaryo izleniyor.
Bu senaryolara da hepimiz ortak oluyoruz.
Hep sakatlar var, takım yorgun, düzelir dedik.
Sonra cezalılar, milli takıma gidenler ve yeni yapılacak transferler bahane edildi.
Hep bir ağızdan “Tam kadro olalım, bu takım düzelir” denildi.
Peki ya şimdi? Kocaelispor maçında sakatların büyük bölümü döndü, cezalılar ve milli oyuncular sahadaydı.
Yeni transferler de forma giymişti.
Yani bahane üretilecek tek bir başlık kalmamıştı.
Ama değişen bir şey oldu mu, olmadı.
Yine kazanamayan, yine üretemeyen, yine rakibinden çekinen bir Samsunspor vardı sahada…
Rakip kalede net bir gol pozisyonu üretemedik maç boyunca.
Şimdi sorarlar adama?
Takım neden bu kadar korkak oynuyor?
Kendi sahasında neden baskı kuramıyor?
Rakip ceza sahasına girmek neden bu kadar zor?
Bir maçta bu kadar az gol pozisyonu üreten bir takım nasıl hedef koyabilir?
diye...
Sahadaki görüntü açık ve net: Özgüveni kaybolmuş, risk almaktan korkan, geriye yaslanarak maç bitirmeyi hedefleyen bir takım. Oysa Samsunspor böyle oynamıyordu.
Bu tribünler ve spor kamuoyu rakibi boğan, mücadele eden, diş gösteren bir takım izlerdi hep.
Bugünkü görüntü ise herkesin gönlüne taht kurmuş Samsunspor'a yakışmıyor.
Bu noktada artık oklar tek bir kişiye dönüyor: Thomas Reis...
Çünkü artık elinde geniş kadro var.
Çünkü imkân var.
Çünkü bahaneler tükendi.
Reis’in artık “Her şey yolunda” havasını bir kenara bırakması gerekiyor.
Sorun sadece oyuncular mı, yoksa sahaya yansıyan oyun planı mı iflas etti?
Bu takım neden cesaretini kaybetti? Samsunspor neden kendi evinde misafir gibi oynuyor?
Bunlar kesinlikle sorgulanmalı...
Bu da teknik direktörün işi...
Yani; Thomas Reis'in...
Sonuç itibariyle;
Evet, zaman hızla daralıyor.
Bu gidişat düzelmezse, sadece puanlar değil, tribünlerin sabrı da tükenir.
Verilen kredi her geçen maç bitiyor. Samsunspor’un acil bir dokunuşa ihtiyacı var. Bu dokunuş bugün yapılmazsa, yarın çok geç olabilir.
Bekleyip göreceğiz…