İnsanın dünya hayatındaki varlık sebebi ve üstlendiği temel görevler, manevi bir disiplin ve derin bir sorumluluk bilinciyle şekilleniyor. İslam inancına göre, bireyin sahip olduğu tüm yükümlülükler, aslında yaratıcısına olan bağlılığının ve kulluk sözleşmesinin birer yansıması olarak kabul ediliyor.
KULLUĞUN ÖZÜ VE YARATILIŞIN TEMEL AMACI
İnsanın görev ve sorumluluklarının başında, Allah’a inanmak ve ona kulluk etmek gelir. İnsanın yükümlü olduğu bütün diğer görev ve sorumluluklar Allah’a imanın bir sonucu, Allah’a kulluğun bir tezahürüdür. İnsan, varlığını borçlu olduğu Rabbini sever, O’na saygı duyar, şükreder, O’nun emirlerine uyar ve yasaklarından sakınır. Bütün bunlar kul olmanın doğal bir gereği olarak hayatın merkezinde yer alır.
Nitekim insanın yaratılmasındaki temel amaç da Allah’ın varlığını tanıması, O’na inanması ve yalnızca O’na kulluk etmesidir (Zâriyât, 51/56). Görev ve sorumluluklar, işte bu kulluk görevimizin içinde yer almaktadır. Kişinin hayatına yön veren bu bilinç, hem bireysel huzuru hem de toplumsal barışı tesis eden en güçlü manevi dayanaktır.
REHBERİMİZ KUR'AN VE SÜNNETİN AYDINLIĞI
Allah’a kulluğun nasıl yerine getirileceği konusunda insana Kur’an-ı Kerim rehberlik eder. Buna göre insanın yaratıcısına karşı görev ve sorumluluklarını doğru bir şekilde ifa edebilmesi, ancak kutsal kitapta belirlenen ölçülere uygun bir hayat sürmesi ile mümkündür. Takva olarak adlandırılan bu hassas yaşam biçimi, her adımda ilahi rızayı gözetmeyi esas alır.
Bu yoldaki ikinci ve en somut rehber ise Hz. Peygamber’in (sas) sünnetidir. Allah’a kulluğun en güzel örneğini Resûl-i Ekrem (sas) kendi hayatında, ibadetlerinde ve insan ilişkilerinde sergilemiştir. Müminlere düşen temel görev, bu örnekliği kendi yaşamlarına taşıyarak sorumluluklarını takva bilinciyle yerine getirmektir. Bu bütüncül yaklaşım, kişiyi sadece şekilsel bir dindarlıktan kurtarıp, özünde sorumluluk sahibi bir bireye dönüştürür.
Haber Merkezi