On yılı aşkın süredir Photoshop’un karşısında pikselleri eğip bükerken ya da bir haberin en "tık" alacak görselini kurgularken hep bir şeyi fark ediyorum: Biz mi teknolojiyi yönetiyoruz, yoksa teknoloji mi bizi bir kalıba sokuyor?
Bundan kısa bir süre önce teknoloji dediğimiz şey, yaratıcılığımızı sergilemek için kullandığımız pasif birer araçtı. Şimdi ise karşımızda, bizden önce neyi sevmemiz, neyi tasarlamamız ve neyi dinlememiz gerektiğine karar veren devasa bir "akıl" var.
Kusursuzluk mu, yoksa ruhsuzluk mu?
Bir tasarımcı olarak "Liquid Glass" efektlerinden "Material 3" prensiplerine kadar her yeni akımı takip ediyoruz. Telefonlarımız daha parlak, arayüzlerimiz daha akışkan, videolarımız daha keskin. Ama dikkat ettin mi; her şey o kadar "kusursuz" hale geldi ki, içinde insan nefesi barındıran o küçük hataları, o özgün dokunuşları özler olduk. Yapay zeka bize saniyeler içinde binlerce varyasyon sunuyor ama o varyasyonların hepsi ruhsuz hissettiriyor.
Beğeni butonuna sıkışan hayatlar
İnternet editörlüğü yaparken her gün o "analiz" ekranlarına bakıyoruz. Hangi görsel kaç saniye izlendi? Hangi başlık daha çok etkileşim aldı? Teknoloji bize veriyi sunuyor ama o verinin arkasındaki insanı bazen ıskalamamıza neden oluyor. Biz artık sadece tasarım yapmıyoruz; algoritmaları beslemek için içerik üreten birer "veri fabrikası"na dönüştük.
Samsun’un o kendine has enerjisini, sokağın nabzını veya bir arkadaşınla paylaştığın o samimi anı, bir "widget"ın içine sığdıramazsın. Teknoloji bize hızı verdi ama derinliği sessizce elimizden alıyor.
Dizginleri geri almak
Peki, teknolojiye küsecek miyiz? Tabii ki hayır. Adobe paketleri hala en yakın dostumuz, yapay zeka hala en hızlı asistanımız. Ama mesele şu: O fırçayı tutan elin, o komutu yazan zihnin hala "bize" ait olduğunu hatırlamalıyız. Bir tasarımın en iyi "filtresi" hala bizim vizyonumuzdur.
Gelecek, ekranların bizi yönettiği bir yer değil; bizim o ekranların ötesine geçip, teknolojiyi kendi ruhumuzla harmanladığımız bir yer olmalı. Kendi özgünlüğümüzü algoritmaların "ortalama" standartlarına kurban etmeyelim. Çünkü dünya, bir işlemcinin hesaplayamayacağı kadar renkli ve karmaşık...