Tam demokrasiyle yönetilen ülkelerde iktidarlar kadar muhalefet partileri de önemlidir. Çünkü iktidardaki yönetimlerin başarılı olabilmesi için muhalefet partilerinin denetim ve uyarı görevi yapması gereklidir.
Eğer muhalefet patileri görevini yeterince yapmaz veya muhalefetin görev yapması siyasi iktidarlar tarafından bir şekilde engellenirse, o ülkede artık muhalefetin ve dolayısıyla demokrasinin varlığından söz edilemez.
Ne yazık ki, ülkemizde bugün böyle bir siyasi ortam oluşmuştur. Bilindiği gibi TBMM’nin yeni dönem çalışmaları 01 Ekim 2025 günü yapılan açılış töreni ile başlarken, çok sayıda tartışmalarda gündeme geldi.

Geçen yılki açılış törenlerine tam kadro katılarak Cumhurbaşkanını ayakta karşılayan Ana Muhalefet Partisi CHP, daha sonra da siyasi ortamdaki gerginlikleri sonlandırmak üzere bir dizi çaba harcamış ve Cumhurbaşkanı ile ilişkileri yumuşatma girişimlerin de bulunmuştu.
Ne var ki, Sayın Özgür Özel’in bu çabaları karşılık bulmadığı gibi Siyasi irade tarafından bağımsızlığını yitirmiş yargı yolu ile CHP’nin kazandığı Belediyeleri elinden alma operasyonları başlatılmıştır.
CHP’nin “19 Mart Yargı Darbesi” olarak adlandırdığı bu operasyonlarla hemen hepsi de kentlerinin %50’den fazla oyuyla seçilmiş başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere, CHP’li 18 Belediye Başkanı hala kesinleşmiş bir suç kanıtı olmaksızın tutuklanmış ve bazılarına da iktidar yanlısı” Kayyım” atanmıştır.
Bu konuyu tartışmak veya yorum yapmak istemiyorum. Ama bazı muhalefet partileri hakkında söylenecek çok şey olduğunu düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı’nın ABD ziyareti sonrası ABD’nin Ankara Büyük Elçisi Tom Barrack’ın, “Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a meşruiyet verdi” Şeklindeki ülkemiz adına kabul edilemez sözlerinin tartışıldığı bir dönemde, Ana Muhalefet Partisi’nin bu kez katılmadığı TBMM açılış töreni sonrası Meclis Başkanı Cumhurbaşkanı’nın katılacağı özel bir buluşma düzenlemiştir.
CHP dışındaki tüm muhalefet partilerinin bu buluşmaya katılarak verdikleri destek görüntüleri, Cumhurbaşkanı’na moral olmuştur.
Eğer, demokrasi ile yönetildiği iddia edilen bir ülkede muhalefet partilerinin tümü, böylesine siyasi bir darbeyle karşı karşıya kalan ana muhalefet partisinin seçimlerde kazanan belediye başkanları, suçları kanıtlanmadan tutuklandığında ana muhalefet partisi yanında kümeleşerek demokrasiye sahip çıkmıyor veya çıkamıyorsa,
Eğer, bu muhalefet partilerinin düne kadar tüm yetkileri tek başına kullandığı için tepki gösterdikleri Cumhurbaşkanı ile verdikleri bu birliktelik ve destek görüntüleri, bundan böyle de devam ederse,
Ana Muhalefet Partisi CHP dışındaki diğer muhalefet partilerinin, muhalefet işlevini yitirdiğini söylemek çok yanlış olmaz.
Üzülerek söylemek gerekirse, böyle bir durumda CHP’nin yok edilmesi ile varlıklarını sürdüreceğini sanan çoğu baraj altında ki muhalefet partileri, adeta varlıklarını inkâr etmiş olacaklardır.
Özetle söylemek gerekirse, artık TBMM’ de muhalefet partisi olarak sadece Ana Muhalefet Partisi CHP kalmıştır.
Bunlardan çok daha önemli olan şey, bu destek ve birliktelik görüntülerinin basına servis edilmesinin hemen ardından, Siyasi İradenin hazırladığı yeni Anayasa önerisinin gündeme getirilmesidir.
Tarafsız tüm akademisyen Anayasa Hocaları, bu TBMM’ nin yeni bir Anayasa yapma yetkisi olmadığını söylerken, CHP dışındaki muhalefet partileri yeni bir Anayasa zorlamasına destek verirse, demokrasinin ülkemizde yeniden işlerlik kazanması çok zorlaşacaktır.
Bugün CHP’ni karıştırmak için birtakım olayların içinde yer alan Kılıçdaroğlu’nun TBMM’ e soktuğu isimlerin desteği ile eğer yeni bir Anayasa düzenlemesi gerçekleşirse, demokrasimiz ve ülkemiz adına gelişecek tüm olumsuzlukların vebali Kemal Kılıçdaroğlu’na yazacaktır.
Şurası unutulmamalıdır ki, bu ülkenin en az %50-55’i Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyete ve O’nun ilkelerine sahip çıkmaktadır.
İnanıyorum ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri bu ülkeyi aydınlatmayı sürdürecek ve bu halk, demokrasinin tüm kuralları ile yeniden işlerlik kazanmasının yolunu bulacaktır.
Bu ülkeyi seven hiç kimsenin, umutsuzluğa kapılma hakkı olamaz. Çocuklarımız ve torunlarımıza üzerinde yeniden özgürce yaşayacakları bir ülke bırakmak bizim kuşağın görevidir.
Sorunları çözülmüş, demokrasinin tüm kurumları ile işlerlik kazandığı hak ve adaletin sağlandığı günlere ulaşmak dileğiyle, güzel bir hafta diliyorum.