Paylaş

Aç Kapıyı Veysel Efendi… Hababam Sınıfı ve Kaybolan Gönül Kapılarımız

Bazı filmler vardır; üzerinden yarım asır geçse de eskimez. Çünkü onlar yalnızca bir hikâye anlatmaz, bir dönemin ruhunu da geleceğe taşır. İşte Hababam Sınıfı, Türk sinemasının tam da böyle ölümsüz eserlerinden biridir. Ne zaman televizyon ekranlarında karşımıza çıksa, kumandayı elimizden bırakır, çocukluğumuza ve gençliğimize doğru sıcak bir yolculuğa çıkarız. Hababam Sınıfı’nı unutulmaz yapan yalnızca kahkahalar değildir. O filmler; dostluğu, paylaşmayı, öğretmene duyulan saygıyı, mahallenin...

Bazı filmler vardır; üzerinden yarım asır geçse de eskimez. Çünkü onlar yalnızca bir hikâye anlatmaz, bir dönemin ruhunu da geleceğe taşır. İşte Hababam Sınıfı, Türk sinemasının tam da böyle ölümsüz eserlerinden biridir. Ne zaman televizyon ekranlarında karşımıza çıksa, kumandayı elimizden bırakır, çocukluğumuza ve gençliğimize doğru sıcak bir yolculuğa çıkarız.

Hababam Sınıfı’nı unutulmaz yapan yalnızca kahkahalar değildir. O filmler; dostluğu, paylaşmayı, öğretmene duyulan saygıyı, mahallenin sıcaklığını ve insan olmanın güzelliğini de anlatır. Kemal Sunal’ın saf ve temiz yürekli İnek Şaban’ı, Şener Şen’in unutulmaz Badi Ekrem’i, Münir Özkul’un otoritesi kadar merhametiyle de gönüllere yerleşen Mahmut Hoca’sı, Adile Naşit’in annelik şefkatini simgeleyen Hafize Ana’sı, Tarık Akan’ın Damat Ferit’i, Halit Akçatepe’nin Güdük Necmi’si ve diğer tüm karakterler, Türk insanının hafızasında silinmeyecek izler bırakmıştır.

Serinin hafızalara kazınan sahnelerinden biri de hiç şüphesiz şu replikti:

“Aç kapıyı Veysel Efendi! Mahmut Hoca’nın emriyle Uganda Cumhurbaşkanı’nı ziyarete gidiyoruz!”

Bu sözün ardından Veysel Efendi hiç tereddüt etmeden kapıyı açardı. Elbette bunun bir mizah unsuru olduğunu herkes bilirdi. Ancak o sahnenin sıcaklığı, izleyiciyi yalnızca güldürmekle kalmaz; aynı zamanda güvenin, samimiyetin ve içtenliğin de simgesi hâline gelirdi. Bir cümleyle açılan kapı, aslında insanların birbirine duyduğu güveni temsil ediyordu.

Belki de bugün bu sahneyi bu kadar özlemle hatırlamamızın sebebi tam da budur.

Çünkü artık hayatın kapıları eskisi kadar kolay açılmıyor.

Eskiden insanlar birbirlerine daha çok inanırdı. Bir selam, bir tebessüm, bir hatır yeterdi. Komşunun kapısı kilitli olsa bile gönlü açıktı. Çocuklar sokaklarda güven içinde oynar, büyükler aynı sofrada ekmeğini paylaşırdı. İnsanlar birbirlerinin derdiyle dertlenir, sevinciyle mutlu olurdu.

Bugün ise teknolojimiz gelişti, şehirlerimiz büyüdü, binalarımız yükseldi; fakat sanki gönüllerimiz biraz küçüldü. Güven duygusu zayıfladı. İnsanlar birbirine yaklaşırken bile tereddüt ediyor. Her kapının önünde görünmeyen engeller oluştu.

Resmî kurumların kapıları…

İş kapıları…

Dostluk kapıları…

Hatta bazen aynı apartmanda yaşayan insanların birbirine açmadığı gönül kapıları…

İşte tam da bu yüzden Hababam Sınıfı’nı izlediğimizde sadece gülmüyor, aynı zamanda özlüyoruz.

Özlediğimiz aslında filmin kendisi değil; o filmlerin temsil ettiği değerlerdir.

Hababam Sınıfı bize dürüstlüğü öğretti. Hata yapanın cezalandırılmasının yanında affedilmenin de mümkün olduğunu gösterdi. Mahmut Hoca sertti ama adildi. Öğrencilerini cezalandırırken bile onların iyi insan olmalarını isterdi. Çünkü eğitim yalnızca bilgi vermek değil, karakter kazandırmaktı.

Bugün eğitimden aile yapısına, sosyal hayattan çalışma yaşamına kadar pek çok alanda yeniden bu değerlere ihtiyaç duyuyoruz.

Belki de bu yüzden Hababam Sınıfı hiçbir zaman eskimiyor.

Çünkü samimiyetin modası geçmiyor.

Dürüstlüğün modası geçmiyor.

Sevginin modası geçmiyor.

İnsan olmanın modası hiç geçmiyor.

Ne zaman “Aç kapıyı Veysel Efendi! Mahmut Hoca’nın emriyle Uganda Cumhurbaşkanı’nı ziyarete gidiyoruz!” sözünü hatırlasak, yüzümüzde istemsiz bir tebessüm beliriyor. Oysa bu cümle artık sadece komik bir replik değil; hayatımıza dair güçlü bir temenniye dönüşüyor.

Keşke bugün de doğruluk, emek ve iyi niyet bütün kapıları açabilse…

Keşke insanlar birbirlerinin yüzüne kuşkuyla değil, güvenle bakabilse…

Keşke gençler umutla geleceğe yürüyebilse…

Keşke yaşlılarımız yalnız kalmasa…

Keşke liyakat, adalet ve vicdan her kapının anahtarı olabilse…

Belki o zaman hiçbirimiz kapıları zorlamak zorunda kalmazdık.

Çünkü kapılar, önce insanın kalbinde açılır.

Hababam Sınıfı’nın bize bıraktığı en büyük miras da budur. Kahkahanın arkasında saklı insan sevgisi…

Yıllar geçiyor. Filmin oyuncularının çoğu artık aramızda değil. Kemal Sunal, Münir Özkul, Adile Naşit, Tarık Akan, Halit Akçatepe ve daha nice usta isim, bu dünyadan göçüp gittiler. Ama bıraktıkları eserler yaşamaya devam ediyor. Her yeni kuşak onları tanıyor, onlarla gülüyor, onlarla düşünmeyi öğreniyor.

İşte gerçek sanat budur.

İnsan ömrü sınırlıdır ama sanat, gönüllerde yaşamaya devam eder.

Belki bugün yine televizyon ekranında Hababam Sınıfı’nı izlerken aynı sahne gelecek karşımıza.

Ve yine içimizden şu cümle geçecek:

“Aç kapıyı Veysel Efendi! Mahmut Hoca’nın emriyle Uganda Cumhurbaşkanı’nı ziyarete gidiyoruz!”

Bizler de o tebessümle birlikte, yalnızca bir film sahnesini değil; dostluğun, güvenin, sevginin ve umudun yeniden hayat bulduğu bir Türkiye’yi hayal edeceğiz.

Çünkü biliyoruz ki bir toplumun en sağlam kapısı demirden değil, güvenceden ve güvenden yapılmıştır. Güvenin anahtarı ise sevgidir, saygıdır, dürüstlüktür ve vicdandır.

Dileğim odur ki; geleceğin Türkiye’sinde hiçbir insan hakkını aramak için kapı kapı dolaşmak zorunda kalmasın. Hiçbir genç umutsuzluğa teslim olmasın. Hiçbir yaşlı bırakılmasın. Hiçbir çocuk sevgisiz büyümesin.

O zaman belki hep birlikte, Hababam Sınıfı’nın o unutulmaz sahnesini sadece bir film repliği olarak değil, hayatın gerçeği olarak yaşayabiliriz.

Ve o gün geldiğinde, bütün kapılar gönül rahatlığıyla açılacaktır.

Baki Selamlar

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.