Günümüzde bazı hususları anlayabilmek sorgulayabilmek ve karar verebilmek için Ülkemizin geçmiş tarihini ve yaşananları bilmek gerekmektedir.
FULBRİGT anlaşmasını hiç duydunuz mu? Nedir bu anlaşma bu anlaşmanın neticesinde kurulan yönetimin nasıl oluştuğunu bileniniz var mı acaba?
Kahire’de 27 Şubat 1946’da Türk Heyeti ile A.B.D arasında müzakerelerinin yapıldığı, 27 Aralık 1949’da ise Türkiye tarafından onaylanan “Fulbright Anlaşması”, 18 Mart 1950’de 5596 Sayılı Kanun ile uygulanmaya başlamıştır.
Türkiye ve ABD hükümetleri arasında yapılan bu anlaşma neticesinde eğitim komisyonu kurulmasına karar verilip gerçekleştirilmiştir. Bu anlaşmanın çok meşhur ve bizim adımıza can sıkıcı meşhur 5. maddesi aynen şöyledir;
“Komisyon dördü T.C. ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere 8 kişilik üyeden oluşacaktır. Buna ek olarak Türkiye’deki ABD diplomatik heyetinin başı komisyonun başkanı olacaktır. Komisyonda herhangi bir konuda oyların eşit çıkması durumunda kesin oyu Misyon Şefi (ABD büyükelçisi) verecektir’’
‘’Komisyonunda bulunacak olan 4 ABD linin 2 tanesi Elçilik mensubu olacaktır’’ ki bunlar kesinlikle CİA den olacağı bilinmektedir.
Böylelikle Milli Eğitim Bakanlığı’na kolayca sızmaları gerçekleşecek ve komisyon üyeliği sıfatları ile öğrenci ve eğitim üyeleri arasında tabiri caizse taraftar devşirmekte hiçbir güçlükle karşılaşılmayacaktır.
Okul kitaplarında ve ders kitaplarında Amerikan propagandasının etkinliğini artırmak için malzeme kolaylıkla hazırlanacaktır.
Bu programın bir başka amacı ise Türk öğrencilerine ABD’de eğitim bursları vererek öğrenci değişim programı gerçekleştirmektir.
Fulbright Akademik Araştırma Bursu karşılığında bursiyerlerin ABD'deki programlarını tamamladıktan sonra, Türkiye'ye dönmeleri gerekmektedir.
Artık geri dönenlerin hangi amaca ve kimlere hizmet ettikleri konusunda fazla bir şey söylemeye gerek yoktur zannederim.
Milli Eğitimle ile ilgili başka bir acı gerçek var ki bu gerçeklerin içerisinde birçoğumuzun yakından tanıdıklarımız bildiklerimizde vardır.
1978’de lise mezunu üniversiteyi kazanamamış 76 bin kişi 45 günlük sözde eğitimin ardından öğretmen olarak atandı. Bu rakam 1978’de toplam öğretmen sayısının yüzde 40’ına tekabül ediyordu.
Süleyman Demirel’in, 77-79 yıllarında Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde mümkün olan en kısa dönemde en fazla sol militanı devlet kadrolarına, yerleştirmek adına 76 bin (yazıyla yetmişaltıbin) lise mezunu kişiyi 45 günlük hızlandırılmış kursun sonunda öğretmen olarak atamasının ardından ‘’45 Günde Kabak bile yetişmez’’ demiştir.
Bu öğretmenlerin çoğunun taşraya, köy ve kasabalara, yani zaten doğru düzgün eğitim imkânından yoksun yerlere gönderildiği düşünülürse, kadrolaşma adına işlenen cinayetin büyüklüğü daha da bir ortaya çıkar. Bu arada bu grubun içerisinde öğretmen olduktan sonra gerçek öğretmenliğin hakkını sonuna kadar veren, öğrencileri tarafından bugün sevgi ve saygı ile anılan o istisnalara asla kesinlikle sözümüz yoktur. Âmâ istisnalarda kaideyi bozmaz.
Ve bu öğretmenlerin 1960 doğumlu olmaları muhtemeldir ki birçoğu 2013-2015 gibi emekli olmuşlardır bir bölümü ise hala görevlerinin başındadır. Ve gençlerimizin onların yüzünden mesleklerini yapamaması içler acısı bir durumdur.
Başka acı bir gerçek Öğretmen Lisesi ve Eğitim Fakültesi mezunu adam gibi öğretmenleri ezerek önlerine geçmiş olmalarıdır. Ayrıca bu öğretmenler kısa dönem askerlikten de faydalandılar.
45 Günlük Eğitime ve Eğitim sonu sınavlarına şahit olanlar bu felaketi anlatırken, “Birçoğu eğitimi dahi doğru dürüst almadılar, sınavda yerlerine birilerini sokarak geçtiler’’ diye dert yanmışlardır.
Yakın geçmişimize baktığımızda birçok öğretmen adayı gençlerimizin hakları yenilerek resmen gasp edilerek malum örgüt tarafından illegal şekilde öğretmenler yetiştirilip Milli eğitim camiasına yerleştirilmiştir.
Neden diye sorulduğunda ise ‘’Sen İmanlı, İnançlı, namazını kılan öğretmen, hâkim, savcı kaymakam, komutan istemiyor musun da böyle konuşuyorsun yoksa sen Müslüman değil misin ‘’ cevabı ile karşı karşıya kalınıyordu.
Bir Milletin Bir Devletin geleceğini yok etmek, tehlikeye düşürmenin yollarından biride kesinlikle ve kesinlikle Eğitim ve Öğretimdir.
Devletler para ile pulla kurulmaz, İnançla imanla kurulur, Para ile Pulla da yıkılmaz İnançsızlıktan yıkılır.
Günümüzde “sahte diploma” furyası esip geçiyor. Her telden farklı farklı sesler yükseliyor. FULBRİGT anlaşması neticesinde ülkemizde yetiştirilen ilim bilim öğretim elemanlarını da unutmamak gerekir.
Hem içeriden hem dışarıdan o kadar çok olumsuzluklarla karşı karşıya kalmış Büyük bir Devletiz ki her şeye rağmen yıkılmadık ayaktayız.
Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün sözü ile yazıma son vermek istiyorum.
“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.’’
Varlığımızın en mukaddes temeli olan, Türk istiklal ve Cumhuriyeti'nin ebedi bekçisiyiz. Bu karar, sarsılmaz irademizin değişmez ifadesidir.