Paylaş

Stratejik özerklik mi? (1)

Ekleme: 14.08.2026 10:00

Ülkemizde gündem o kadar hızlı ve farklı bir şekilde devam ediyor ki; Bu değişiklikleri Devletçi bir düşünce ile ele alıp değerlendirmek gerekmektedir Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan üçlü savunma anlaşmasının ne ifade ettiğini anlamamız gerekmektedir. Bu anlaşma, 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan karşılıklı savunma düzenlemesinin ardından 2026 başında Türkiye’nin de dahil olduğu üçlü çerçeve olarak gündeme gelmişti. MEKKE ANLAŞMASI: TÜRKİYE YENİ BİR...

Ülkemizde gündem o kadar hızlı ve farklı bir şekilde devam ediyor ki; Bu değişiklikleri Devletçi bir düşünce ile ele alıp değerlendirmek gerekmektedir

            Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan üçlü savunma anlaşmasının ne ifade ettiğini anlamamız gerekmektedir. Bu anlaşma, 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan karşılıklı savunma düzenlemesinin ardından 2026 başında Türkiye’nin de dahil olduğu üçlü çerçeve olarak gündeme gelmişti.

            MEKKE ANLAŞMASI: TÜRKİYE YENİ BİR GÜVENLİK ÇAĞINA MI GİRİYOR, YOKSA YENİ BİR YÜKÜN ALTINA MI GİRİYOR?

Üç ülke, üç farklı coğrafya, tek bir stratejik denklem…

Dünya yeniden kuruluyor.

            Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünya düzeni artık eski gücünde değil. Amerika Birleşik Devletleri'nin tartışılmaz hâkimiyetinin yerini çok merkezli, çok aktörlü ve daha sert bir güç mücadelesi alıyor.

            Rusya yeniden sahaya dönüyor.

            Çin ekonomik gücünü askeri ve siyasi güce dönüştürüyor.

            İran bölgesel nüfuz alanını korumaya çalışıyor.

            İsrail, güvenlik anlayışını sınırlarının çok ötesine taşıyor.

            Körfez ülkeleri ise yıllardır güvendikleri Amerikan güvenlik şemsiyesinin artık eskisi kadar güvenilir olmayabileceğini düşünüyor.

            İşte Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçgeninde ortaya çıkan Mekke Anlaşması tam da böyle bir dönemin ürünüdür.

            Bu anlaşmayı yalnızca üç ülkenin bir savunma anlaşması olarak okumak büyük hata olur. Asıl mesele şudur:

            Türkiye, İslam dünyasının önemli iki gücüyle birlikte yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin merkezine mi yerleşiyor?

            Yoksa Türkiye, başkalarının güvenlik problemlerinin de sorumluluğunu üstlenecek yeni bir stratejik yükün altına mı giriyor?

            İşte asıl tartışılması gereken soru budur.

MEKKE ANLAŞMASI NE ANLAMA GELİYOR?

            2026'nın başından itibaren Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında üçlü savunma iş birliği konusunda görüşmeler yürütüldüğü kamuoyuna yansımıştı. Pakistan tarafı ocak ayında üçlü bir savunma anlaşması taslağının hazırlandığını açıklamış, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Ankara'nın Suudi Arabistan ve Pakistan ile muhtemel bir savunma anlaşması konusunda görüşmeler yürüttüğünü doğrulamıştı.

            Bu sürecin sonunda ortaya çıkan Mekke Anlaşması'nın temel mantığı, taraflardan birinin güvenliğini diğer iki ülkenin güvenliğiyle ilişkilendiren bir karşılıklı savunma ve stratejik dayanışma mekanizması oluşturmak.

            Başka bir ifadeyle:

            “Birimize yönelik ciddi bir saldırı, hepimizin güvenlik meselesidir.”

            Bu anlayış, NATO'nun kolektif savunma mantığını birebir kopyalamasa da benzer bir stratejik düşünceyi çağrıştırıyor.

            Fakat arada çok önemli bir fark var.

            NATO'nun arkasında onlarca yıllık kurumsal yapı, ortak komuta mekanizmaları, ortak tatbikatlar ve yerleşmiş savunma prosedürleri bulunuyor.

            Mekke Anlaşması ise henüz böyle köklü bir askeri mimariye sahip değil.

            Dolayısıyla bu anlaşmayı bugünden itibaren NATO'nun alternatifi ilan etmek doğru değildir. Fakat küçümsemek de büyük bir stratejik hata olur.

            Çünkü üç ülkenin sahip olduğu kapasite birleştiğinde ortaya dikkate değer bir güç çıkmaktadır.

            Türkiye'nin:

Güçlü ve tecrübeli ordusu, Gelişen savunma sanayii, İnsansız hava araçları, Elektronik harp kapasitesi, Coğrafi konumu, NATO tecrübesi bulunuyor.

            Suudi Arabistan'ın:

Enerji kaynakları, Finansal gücü, Körfez'deki stratejik konumu, büyük savunma bütçesi var.

            Pakistan ise:

Büyük nüfusu, Ciddi askeri kapasitesi, Güney Asya'daki stratejik konumu, Nükleer caydırıcılığı ile bu üçgenin üçüncü ayağını oluşturuyor.

            İşte bu nedenle Mekke Anlaşması'nın esas önemi, üç ülkenin tek tek sahip olduklarından daha büyük bir stratejik ağırlığı birlikte oluşturabilme ihtimalidir.

                Değerli okuyucularım,

            MEKKE ANLAŞMASININ olumlu ve olumsuz yönlerini irdeleyerek tarafsız ama DEVLETCİ olma anlayışı içerisinde bugünden sonraki yazılarımda ortaya koymaya çalışacağım.

            Sevgi ve Saygılarımla..

            Günümüzün Hayrı ve Bereketi Üzerinize olsun..

            ALLAH(C.C) YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN..

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.