Türkiye'nin son yıllardaki dış politika arayışlarının temel kavramlarından biri stratejik özerkliktir. Bunun anlamı NATO'dan çıkmak değildir. Amerika ile ilişkileri koparmak değildir. Avrupa’dan uzaklaşmak da değildir.
Stratejik özerklik;
“Türkiye'nin güvenliği yalnızca bir başka gücün güvenlik şemsiyesine bağlı olmamalıdır. Demektir. Mekke Anlaşması bu açıdan Türkiye'ye önemli bir manevra alanı sağlayabilir. Türkiye artık yalnızca Batı merkezli güvenlik mekanizmalarının içinde değil, aynı zamanda İslam dünyasının farklı coğrafyalarına uzanan bir güvenlik ağının da parçası hâline gelebilir. Bu, Ankara'nın elini diplomatik masalarda güçlendirebilir. Çünkü dış politikada güç sadece silahla ölçülmez. Alternatifiniz ne kadar çoksa pazarlık gücünüz de o kadar fazladır.
Türkiye'nin Rusya ile ilişkileri var.
NATO üyeliği var.
Türk dünyasıyla ilişkileri var.
Katar ve Körfez ülkeleriyle ekonomik ilişkileri var.
Pakistan ile tarihi ve askeri bağları var.
Şimdi Suudi Arabistan'la birlikte daha kurumsal bir güvenlik ilişkisi ortaya çıkıyor.
Bu tablo Türkiye'nin dış politika seçeneklerini genişletebilir.
TÜRK SAVUNMA SANAYİİ İÇİN BÜYÜK FIRSAT
Mekke Anlaşması'nın Türkiye açısından en somut ekonomik sonuçlarından biri savunma sanayii olabilir. Suudi Arabistan uzun süredir savunma sanayiinde dışa bağımlılığını azaltmak ve yerli üretim kapasitesini artırmak istiyor. Türkiye ise son yıllarda savunma sanayii alanında ciddi bir ihracat ve teknoloji kapasitesi oluşturdu.
İHA'lar…
SİHA'lar…
Deniz platformları…
Elektronik harp sistemleri…
Akıllı mühimmatlar…
Hava savunma sistemleri…
Radar teknolojileri…
Zırhlı araçlar…
Ve yeni nesil savaş uçağı projeleri…
Bütün bunlar Türkiye'nin elini güçlendiriyor.
Dolayısıyla Mekke Anlaşması yalnızca askerî bir belge olarak değil, Türkiye'nin savunma sanayiini Ortadoğu ve Güney Asya'ya bağlayan ekonomik bir köprü olarak da değerlendirilebilir. Türkiye açısından mesele sadece “silah satmak” değildir.
Asıl hedef; ortak üretim, teknoloji paylaşımı, bakım merkezleri, eğitim, lojistik ve uzun vadeli savunma sanayii ortaklıkları oluşturmak olmalıdır. Türkiye bunu başarırsa anlaşmanın ekonomik getirisi milyarlarca dolarlık yeni pazarların kapısını açabilir.
SUUDİ ARABİSTAN'IN PARASI, PAKİSTAN'IN NÜKLEER CAYDIRICILIĞI, TÜRKİYE'NİN TEKNOLOJİSİ…
Üçlü yapının en dikkat çekici tarafı tamamlayıcılığıdır.
Basitçe ifade edersek:
Suudi Arabistan sermaye gücünü, Türkiye savunma sanayii ve operasyonel tecrübesini, Pakistan ise nükleer caydırıcılığını ortaya koyuyor. Bu üç kapasite birleştiğinde ciddi bir stratejik ağırlık oluşuyor.
Ancak burada çok dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü bu tablo aynı zamanda Türkiye'nin önüne çok büyük bir risk de çıkarabilir.
Türkiye'nin Pakistan'ın Hindistan'la yaşadığı sorunların tamamını kendi sorunu olarak görmesi düşünülemez. Aynı şekilde Suudi Arabistan'ın İran'la yaşayabileceği her gerilimin Türkiye'nin savaşı hâline gelmesi de kabul edilemez.
İşte anlaşmanın en kritik noktası burasıdır.
MEKKE ANLAŞMASI'NIN TÜRKİYE İÇİN OLUMLU YÖNLERİ
1.Caydırıcılık: Türkiye’nin bölgesel güvenlik ağları genişler.
2.Savunma sanayii ihracatı: Suudi Arabistan ve Pakistan yeni pazarlar oluşturabilir.
3.Diplomatik ağırlık: Türkiye İslam dünyasında daha merkezi bir konuma gelebilir.
4.Stratejik özerklik: Türkiye güvenlik politikalarını tek bir merkeze bağımlı olmadan çeşitlendirebilir.
5.Ekonomik iş birliği: Savunma sanayiiyle birlikte enerji, lojistik, ulaşım, teknoloji ve yatırım alanlarında yeni fırsatlar ortaya çıkabilir.
6.İslam dünyasında yeni bir güvenlik mimarisi oluşturma ihtimali.:Eğer bu mekanizma mezhepçi veya blokçu bir anlayışa dönüşmezse, bölgesel istikrar için önemli bir araç olabilir.
Türkiye ittifak kurabilir ama başkasının savaşını satın almamalıdır.
Sevgi ve Saygılarımla…
Günümüzün Hayrı ve Bereketi Üzerinize olsun.
ALLAH (C.C) YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN..