Âşıklar Bu Milletin Nesi Olur?

Âşıklar Bu Milletin Nesi Olur?

Hazır

Giriş: 03.12.2025 10:00 Güncelleme: 31.05.2026 02:09
“Türk’üz türkü çığırırız.” Âşık Veysel “Türkü seven türkü söyler.” Neşet Ertaş “Bağlama, Türkçenin bastonudur.” Abdullah Dede Âşıklık Geleneği, işlerlikleri ve işlevsellikleri fazlaca değiş...

“Türk’üz türkü çığırırız.” Âşık Veysel

“Türkü seven türkü söyler.” Neşet Ertaş

“Bağlama, Türkçenin bastonudur.” Abdullah Dede

Âşıklık Geleneği, işlerlikleri ve işlevsellikleri fazlaca değişmeyen, ancak dini, tarihi, coğrafi ve kültürel bağlamda adına ozan, şaman, sasan, baksı, cırav, akın, ırçı, kayçı, halk ozanı vs. denilen yaratıcı ve icracı tiplerin tarihi süreçte meydana getirdikleri kültürel oluşumun Anadolu’daki adıdır.

Âşık, sazı söze koşan, Türkçeyi güzel kullanan, gerçek ya da hayalî bir sevgilinin peşinden diyar diyar dolaşan, kültür taşıyıcılığı yapan, gittiği yerde halk hikâyeleri anlatan, karşılaştığı âşıklarla atışmalar yapan, halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olan, zaman zaman da ulaklık görevini yerine getiren sanatçı tipidir.

Âşıkların sanatlarını icra etmeleri belirli bir düzen ve disiplin içerisinde olmaktadır ve yüzyıllarca değişmeyen bu disipline tarihi süreç içerisinde “Âşıklık Geleneği” denilmiştir.

Gelenek içerisinde doğaçtan şiir söyleme, halk dilini kullanma, nazım birimi olarak dörtlük, nazım ölçüsü olarak heceyi tercih etme, müzik eşliğinde icra ve icrada diyalog gibi özellikler yüzlerce yıldır devam ede gelen unsurlardır ve bu unsurlar bugün Türk Dünyasında yaşayan ozanlık geleneği içerisinde sürekliliği sağlayan unsurları oluşturur. Bu gelenek; akıl, bellek ve gönül ilişkisinin bir ürünüdür. 

Anadolu’da halk şâirlerinin “âşık” olarak nitelendirilmesinde onlarla ilgili anlatılan menkıbelerin elbette mühim rolü vardır. Bu menkıbelerde âşıkların cismanî aşktan ruhanî aşka yükseldikleri; saz çalıp şiir söylemeyi ilâhî vasıtalarla öğrendikleri anlatılır.

Yani bunlar hak âşıklarıdır ve ilham kaynakları daima ilahîdir. Zaten gelenek içerisinde ya rüyada pîr elinden bâde içerek âşıklığa geçilir ya da bir ustanın yanında çıraklıktan yetişerek âşık olunur. Gelenek daha çok usta-çırak ilişkisiyle öğrenilmektedir. 

Unutmayalım ki, âşıklar ya da ozanlar bu milletin mihenk taşıdır. Onlar kalb-i selim, akl-ı selim ve zevk-i selim sahibi kimselerdir. Bu ülkede yüz yıllardır bu misyonu ve nosyonu kimler taşımadı ki?

Bu topraklardan Karacaoğlanlar, Dadaloğlular, Âşık Ömerler, Dertliler, Âşık Sümmaniler, Âşık Şenlikler, Âşık Ruhsatiler, Erzurumlu Emrahlar, Ardanuçlu Efkariler, Posoflu Müdamiler, Âşık Veyseller, Mahzuni Şerifler, Sivaslı Sefil Selimiler, Kayserili Âşık Meydaniler, Karslı âşıklar Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıovalar, Âşık İnaniler, Samsunlu âşık Kemali Bülbüller ve adını sayamadığım pek çok gönül erleri geldiler ve geçtiler.

Peki, bu âşıklar Türk milletinin nesi olur? Onlar toplumun sözcüsü, toplum vicdanının sesi; Türkçenin koruyucusu, Türk kültürünün aktarıcısı ve hafızası olur. Bazen Yavuz, bazen Yunus, bazen de Davut olur. Kısaca onlar bu milletin sesi, ülkenin çimentosudur.

Sonuç olarak onlar;

Basiret sahibidirler, görülmeyeni görürler.

İrfan sahibidirler, bilinmeyeni bilirler.

Hikmet sahibidirler, söylenmeyeni söylerler.

Muhakeme sahibidirler, sorulmayanı sorarlar.

İlim sahibidirler, edep-erkân öğretirler.

İman sahibidirler, kişi hakkı gözetirler.

Velhasıl âşıklar bu milletin rehberi, gözbebeği ve biricik evladıdırlar.

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap