Toplumların mutlu ve huzurlu olabilmeleri için ihtiyaç duydukları en önemli hususlardan biri de hoşgörüdür. Madem sosyal hayatın içerisinde yaşamaya mecburuz, madem toplumun bütün bireyleri aynı şekilde düşünmüyor, hem madem demokrasi var ve demokrasiler de hoşgörüyü öngörüyor; öyleyse hoşgörülü olmak, birbirimizi dinlemek, birbirimizi anlamak ve birbirimize tahammül etmek zorundayız. Zaten birbirini anlayabilmiş, sevebilmiş ve sorunlarını karşılıklı anlayış içerisinde çözebilmiş insanlar mutlu insanlardır ve bu insanlar mutlu toplumları oluşturur. Toplumlar mutlu ve huzurlu olunca üretim artar; üretim de zenginlik ve refah getirir.
Milletimiz geçmişte pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da Batı’ya örnek olmuştur. Batılı hoşgörüyü hayal ederken vakarlı Anadolu insanı hoşgörüyü yaşamıştır. Büyük fetihlerden sonra bile Hıristiyanların kilisesine, Musevilerin sinagoguna dokunulmamış; Hırvat, Sırp, Yunan, Bulgar ve Ermeniler üzerinde soykırım ve asimile hareketlerine girişilmemiştir. Bu milletlere mensup insanların kültür, dil ve inançlarını özgürce yaşamaları sağlanmış, böylece dünyaya insanlık dersi verilmiştir.
Bir kişiyi değerlendirirken, o kişinin bir hareketini sorgularken yaşadığı döneme ve dönemin şartlarına çok iyi bakmak gerekir. Yunus Emre’nin yaşadığı dönem (13. yüzyıl) Anadolu’nun buhranlar ve iç çekişmeler içerisinde olduğu bir dönemdir. Aynı dönemde Anadolu’da mezhep kavgaları ve beylikler arası mücadeleler baş göstermekteydi. Yine bu dönemde Moğol istilası Anadolu’yu kasıp kavuruyordu. İşte Yunus böyle bir zamanda insanlara ümit aşılamış, onları barışa, hoşgörülü olmaya ve uzlaşmaya davet etmiş: böylece tarihi bir görevi de yerine getirmiştir.
Yunus bir hükümdar değildir, ama bir taht sahibidir. O’nun taht ve sevgisi gönüllerdedir. Ömrü boyunca gönül yıkmamaya gayret göstermiş ve insanların gönlüne girmeye çalışmıştır. O’na göre asıl olan gönüldür ve Allah da gönüllerdedir:
Gönül Çalab’ın tahtı
Çalab gönüle baktı
İki cihan bedbahtı
Kim gönül yıkar ise.
Yunus her zaman tutarlı olabilecek sözleriyle tüm insanlara sevgiyi, hoşgörüyü tavsiye eder. Bütün insanların (özellikle Anadolu insanının) bir ve kardeş olduğunu; çünkü yaratanın bir olduğunu vurgular:
Elif okuduk ötürü
Pazar eyledik götürü
Yaratılmışı hoş görürüz
Yaratandan ötürü.
……………………..
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize.
Aydınlar katında Mevlâna, halk katında Yunus, yüzyıllarca sevgi ve hoşgörüyü besleyen iki kaynak olmuştur. Kavgayı hiç sevmeyen Yunus, Anadolu’nun o kavgalı günlerinden hep rahatsız olmuş ve kendisinin kavga değil gönül adamı olduğunu belirtmiştir:
Ben gelmedim kavga için
Benim işim sevgi için
Hakkın evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim.
Şunu da belirtmek isterim ki, Allah her vesile ile kulunu affediyor ve yüce dinimiz affetmeyi tavsiye ediyor. Biz de elbette buna uygun hareket etmeliyiz. Birbirimizi sevmeye, anlamaya, hoş görmeye, helalleşmeye ve affetmeye o kadar ihtiyacımız var ki. Eğer Türkiye’nin 21. yüzyılda önder ve lider bir ülke olmasını arzuluyorsak önceliğimiz Yunus’un misyonunu dikkate almak olmalıdır.