Hristiyanlaşmış Türkiye

Hristiyanlaşmış Türkiye

Hazır

Giriş: 28.11.2025 10:00 Güncelleme: 30.05.2026 21:44
Yıl 1786 - Tarihte ilk defa ABD bandıralı bir gemi Osmanlı limanlarından birine geldi. Bu geminin adı lütfen isme dikkat edin ‘’Grand Türk’tü. İçerisinde bulunan yolcular ise yıllardır bu topraklarda...

Yıl 1786 - Tarihte ilk defa ABD bandıralı bir gemi Osmanlı limanlarından birine geldi. Bu geminin adı lütfen isme dikkat edin ‘’Grand Türk’tü. İçerisinde bulunan yolcular ise yıllardır bu topraklarda faaliyet gösteren ve halada görevlerine devam eden Anadolu’da ilk nifak tohumları saçan misyonerlerdi.
Misyonerler ilk önce İzmir ve çevresine yuvalandılar. Bunlar Türk Devletinin engin hoşgörüsünden ama gerçekte gafletinden faydalandılar. Garip ama çok acı bir gerçek ki Anadolu’da birçok misyoner okulları açtılar. Öğrenci olarak da daha çok Bulgarları, Ermenileri, Rumları, İngilizleri, Yahudileri ve Kürtleri aldılar!
Yeni kiliseler kurdular ve etrafında cemaatler oluşturdular. Matbaalar kuruldu ve maalesef bu necip milletin aleyhinde binlerce kitap, dergi vb. basmak suretiyle kararlı ve her gün biraz daha güçlenerek faaliyetlerine devam ettiler!
1863 yılına gelindiğinde ise matbaalarda Ermenice, Rumca, Bulgarca, İbranice, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere basılan kitapların sayısı 160.000’i aşmaktaydı. 
1900 yılına gelindiğinde ise sadece Anadolu’da İstanbul dahil 400 ü aşkın okulda 17.500 civarında öğrenci okutulmaktaydı. Bir karşılaştırma yapabilmek için Türk okullarının sayısını da bilmekte fayda vardır.1913-1914 yıllarında sadece Anadolu da değil bütün İmparatorluk dahilindeki Sultaniye ve İdadilerin sayısı 63 ve buralarda okutulan öğrencilerin sayısı ise sadece 4200 civarındadır.
Cizvitlerin (papazların) görevli öğretmen olduğu sayı ise o tarihlerde ürkütücü bir sayıyı işaret ediyordu: 167… O dönemlerde Samsun’da 1, Havza’da 1 hemşire okulu (Cizvit okulu açmışlardı. Yine bu tarihlerde Merzifon da bir Amerikan Koleji ve Kilise açıldı.
Şimdi sorarım sizlere 1860’larda 1900’lü yıllarda bu okulların Samsun da Havza da Merzifon da ve Anadolu’da ne işleri vardı? Malum bu topraklara nifak tohumları ekmek ve insanlarımızı öğrencilerimizi zehirlemekten başka bir amaçları yoktu.
O dönemdeki ABD Başkanı Theodore Roosevelt’e göre dünyada herkesten önce ezilmesi gereken bir Türk gücü vardı. Zaten misyonerlere verilmiş olan talimatta da öz olarak başka bir şey denilmiyordu. Misyonerleri Anadolu’ya gönderen güç, onlara verdiği talimatta: “Bir fetih savaşına girmiş askerler olduğunuzu unutmayın. Ve her ne kadar mücadele manevi alanda, kafanın kafayla, kalbin kalple mücadelesi ise de ve sizin silahınız Tanrı’nın inayeti ile güçlendirilmiş manevi bir silahsa da Napolyon’un askeri girişimleri kadar araştırma, bilgi ve düşünmeye ihtiyaç gösterir. Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar silahsız bir Haçlı Seferi’yle geri alınacaktır” denilmekteydi.
Yani, ‘Grand Türk’ün yolcuları aslında; “Büyük Türk”ü “Küçük Türk” yapabilmek için gelmişlerdi…
Bulgaristan’ı kuranlar, başta Robert Koleji olmak üzere bu okullarda yetiştirildiler.
Sonunda bağımsız Bulgaristan kuruldu!
Sonra, sonra ne mi oldu? Neler olmadı ki?
Bir yandan misyonerler aracılığı ile Anadolu’da nifak tohumları ekilmeye, Anadolu’da yaşayan halklar birbirinden soğutularak düşman edilmeye çalışılırken, bir yandan da Anadolu’da can vermek üzere olan Hıristiyanlığa can suyu verilerek Anadolu yeniden Hıristiyanlaştırılmaya çalışılıyordu! Yeter mi? Tabi ki yetmez…
Tarihsel bir yanlışa da burada açıklık getireyim. ABD’den alınan Marşal yardımlarının 1950’de başlandığı bilinmekte oysa bu yardımlar 1948 de başlayarak 1970’lere kadar devam etti. Bu kapsamda Anadolu’da her evde koyun, keçi veya sığır (süt hayvanı bulunduğu halde içine ne katıldığı bilinmeyen süt tozları bütün Türk çocuklarına (okullarda dağıtılıp içirilerek farklı bir kuşak meydana getirmeye çalışıldı.
1960 yılına geldiğimizde ise farklı bir tezgâh ortaya konulup uygulanmaya başlanıldı. O yıl ABD büyükelçiliğinde bir albay başkanlığında 18 kişiden oluşan bir Kürt işleri bürosu kuruldu ve bu büro aracılığı ile özellikle Doğu illerimizde ABD adına görev yapan çok iyi Kürtçe konuşabilen ve bölge hakkında çok geniş bilgilerle donatılan yeni ajanlar yetiştirilerek hiç vakit kaybetmeden Anadolu’ya yollanmaya başlanıldı.
Ajanların çok büyük bir bölümü çok zeki, çok genç ve çok güzel kızlardan oluşuyordu. Bu güzel kızları, o yolu yolağı olmayan Kürt köylerinde gören Kürt ve Türk gençlerinin ise içleri gidiyordu. Ne kadar da güzellerdi… O zamanlar, Türkiye’de devam eden bir savaş olmamasına rağmen, bölgede görevlendirilen bu ajanlara “Amerikan Barış Gönüllüleri” deniliyordu…
1969 yılı itibariyle 69 ilimizde toplam 232 barış gönüllüsü bulunmaktaydı.
Bu sözünü ettiğimiz “Barış Gönüllüleri (Peace Corps) projesi”, ABD tarafından 1961 yılında dönemin ABD Başkanı olan Jonn Kennedy tarafından, parlamento kararı ile başlatılan bir projeydi.
Proje kapsamında ülkemize gelen gönüllü (pardon ajan) sayısı resmi rakamlara göre 1201 idi, ancak gerçek sayının ne kadar olduğu hiçbir zaman tespit edilemedi!
Sonrası? Doğu’daki PKK hareketinin başlangıcı bir 10 yıl sonraya rast gelir!
Yani bu barış gönüllülerinin icraatları bu topraklara saçılan kin tohumlarına mükemmel birer gübre olmuştu! Bizler ise Amerikan barış gönüllülerinin saçtığı zehri unuttuk. Bu zehre karşı panzehir üretmeyi ve kullanmayı maalesef yeterince akıl edemedik.
Ne mi yaptık? Sadece zehirlenmiş kardeşlerimize düşman olduk!
Yıllardır devam eden misyonerlik faaliyetleri içerisinde İncil’i bedava dağıtmaktan tutunda açılan kiliselere gençleri bağlamak için para yardımları dahi yapıldı.
Peki ya biz Ne yaptık… İnancımızın kaynağı Kuran-ı Kerimi para ile satıp birilerine gelir kaynağı oluşturduk. Düşünmedik hiç ötesini berisini toplumumuzun ne hale geleceğini, gençlerimizin manevi boşlukta hangi tuzaklara düşüp hangi oyunlara gelip ne hale geleceklerini ve geleceğimizi hiç düşünmedik.
Milli ve manevi değerlerinde kopuk, Devletini Milletini düşünmeyip her şeyi kendi ekseni etrafında görüp Maddeyi kabul edip Manayı reddeden Hristiyanlaşmış bir Türk Milleti Meydana getirmeye çalışanlar bu konuda asla başarıya ulaşamayacaklar. 
Değerli okuyucularım; bu topraklar içerisinde Milletimiz üzerindeki algılar ve operasyonlar asla bitmeyecektir.
Ülkemiz üzerine kurulan tezgâh ve oyunları ayrıca Bor-Uranyum ve Toryum hakkında gerçekleri dilimiz döndüğünce anlatmaya yazmaya devam edeceğim inşallah.
Saygılarımla…
ALLAH (C.C) YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap