İslam medeniyetinin temel taşı olan ilim, son vahyin ilk hitabı olan "Oku!" emriyle kutsal bir boyut kazanmıştır. Bu ilahi emirle inananlar; kendi varlıkları, yerin ve göğün yaratılışı ve tabiat olayları üzerine derinlemesine düşünmeye, yani varlığın her boyutunu anlamaya davet edilmişlerdir.
RABBİNE EN DERİN SAYGIYI ALİMLER DUYAR
İlahi kelamda, kullar arasında Allah’a karşı en derin saygıyı (haşyeti) ancak alimlerin duyabileceği bildirilmiştir. Bu doğrultuda kendisini bir "muallim" (öğretmen) olarak tanımlayan Hz. Peygamber (sas), cehaletin karanlığını bilgiyle dağıtmayı hayatının merkezine koymuştur. Bilgi, sadece bir zihinsel faaliyet değil, insanın varoluş mücadelesini anlamlı kılan en temel değerdir.
"BEŞİNCİSİ OLMA, HELAK OLURSUN!"
Peygamber Efendimiz, Müslümanlar için bilgiye dayalı bir yaşam haritası çizmiş ve şu meşhur uyarısında bulunmuştur: "Öğreten, öğrenen, dinleyen ya da ilmi seven/destekleyen ol, beşincisi olma, helâk olursun!" Bu söz, bilginin dışında kalan bir hayatın insanı kendi öz değerlerinden koparacağını ve manevi bir çöküşe sürükleyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
ÖĞRETEN VE ÖĞRENEN SEVAPTA EŞİTTİR
İnsan ilişkilerinin temeline bilgi alışverişini yerleştiren Hz. Peygamber (sas), "Öğreten ve öğrenen, sevap konusunda eşittir" buyurarak, bilmeyenleri öğrenmeye, bilenleri ise öğretmeye teşvik etmiştir. İslam’da bilginin zekatı, onu başkalarıyla paylaşmak ve hayatın pratiğine aktarmaktır.
GIYBET DEĞİL GIPTA EDİLECEK İKİ KİŞİ
Peygamberimiz, gerçek üstünlüğün ve gıpta edilecek makamın ancak iki sınıfa ait olduğunu vurgulamıştır:
-
Allah’ın kendisine mal verip onu Hak yolunda harcama imkanı tanıdığı kişi.
-
Allah’ın kendisine hikmet (ilim) verip, onunla hükmeden ve onu başkalarına öğreten kişi.
Bilginin sağladığı bu manevi üstünlük, insanı hem dünyada hem de ahirette yüksek derecelere ulaştıran en güvenilir yoldur.
Haber Merkezi