Modern kölelik olarak da tanımlanan insan ticareti çok ağır bir insan hakkı ihlalidir. İnsan ticareti güç kullanarak ya da zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuz kullanma, zor durumdan yararlanma amacıyla çocuklar hariç kişinin rızası dışında çıkar ve kazanç sağlamak için zorla çalıştırma, dilendirme, istirmas etmek ya da cinsel istismara dayanan bir sömürü biçimidir. Diğer deyişle insan ticareti, bir kimsenin rızası olmadan zorla çalıştırılması, bedeni ve emeği üzerinden haksız kazanç elde edilmesidir.
İnsan ticareti kavramı çeşitli uluslararası belgelere dâhil edilmiş olsa da 2000’li yıllara kadar uluslararası hukukta genel geçer bir tanımı yapılamamıştır. Bu durum, insan ticareti olaylarının yasa dışı göç ve göçmen kaçakçılığı gibi kavramlarla sıkça karıştırılmasına neden olmuştur. İnsan ticareti kavramı uluslararası düzeyde ilk defa kapsamlı olarak Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek İnsan Ticaretinin Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Palermo Protokolü’nün 3’üncü maddesinde tanımlanmış ve bu tanım Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi’nde de yer almıştır.
İnsan ticareti, yoksulluk ve daha iyi yaşam isteği, toplumsal değerlerin yok edilmesi, politik ve ekonomik alanda kaynak ülkelerde baş gösteren sorunlar, ucuz işgücü ve eğlence sektöründe mevcut talep, suçtan elde edilen menfaatin yüksek olması, cezaların caydırıcılıktan uzak olması gibi nedenlerle gelişimiş ülkeler de dahil olmak üzere daha çok az gelişmiş ülkelerde yaygın olarak yaşanmaktadır. Uluslararası işbirliği gerektiren insan ticaretiyle mücadele stratejisi, uluslararası literatürde önleme, mağdurun korunması, soruşturma ve işbirliği biçiminde dört 4 ana başlıkta toplanmaktadır.
Yoksulluk, siyasi ve toplumsal huzursuzluklar, gelir dağılımındaki dengesizlikler, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi nedenler insan ticaretine zemin hazırlamaktadır. Başta kadınların ve kız çocuklarının fuhuşa zorlanması olmak üzere çocuk işçiliği, evlerde hizmetçilik, zorla çalıştırma, çocukların dilendirilmesi veya suç işlettirilmesi, organlarının alınması belli başlı insan ticareti türleri arasındadır. Kadınlar ve çocuklar bu suçtan en çok zarar görenlerdir. Bu bakımdan insan ticaretinin mağduru özgürlüklerinin kısıtlanmasından kazançlarına el konulmasına, her türlü şiddete maruz kalmasından hayatta kalıp kalmama mücadelesine kadar korkunç bir süreci ifade eder.
İnsan ticareti suçu bireylerin özgürlüklerine, kamu düzenine, kamu güvenliğine ve kamu sağlığına karşı ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Her yıl binlerce cocuk, kadın ve erkek kendi ülkelerinde veya sınır ötesinde insan tacirleri tarafından mağdur edilmektedir.
İnsanın ticari bir meta haline getirildiği, en ağır insan hakları ihlallerinden birini oluşturan insan ticareti suçunun kökleri kölelik dönemine dayansa da 2000’de imzalanan Palermo Protoklü’nde suç olarak tanımlanmasından sonra gerek dünyada gerek Türkiye’de bir farkındalık oluşmuştur. 2002 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın koordinesinde bakanlıklar ve diğer kurum ve kuruluşlarla İnsan Ticareti ile Mücadele Görev Gücü oluşturulmuştur. Türkiye, 2009’da Avrupa Konsey Sözleşmesi’ne de taraf olmuştur. Bu alanda 2013 yılında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile birlikte insan ticaretiyle mücadele ve mağdurların korunması alanındaki çalışmalar yeni bir boyut kazanmıştır. Bu kanunla İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (2021’de Göç İdaresi Başkanlığı’na dönüştürüldü) kurulmuş ve bünyesinde de İnsan Ticareti Mağdurlarını Koruma Daire Başkanlığı oluşturulmuştur. 17 Mart 2016’da da İnsan Ticaretiyle Mücadele ve Mağdurların Korunması Hakkında Yönetmelik ile İnsan Ticaretiyle Mücadele Koordinasyon Komisyonu oluşturulmuştur.
İnsan ticaretiyle ilgili uluslararası temel normlar 12 Aralık 2000’de İtalya’nın Palermo kentinde imzalanan Palermo Protokolü ile 16 Mayıs 2005’ye imzalanan ve 1 Şubat 2008’de yürürlüğe giren Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi’dir. Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi’nin 36’ncı maddesi gereğince izleme mekanizması olan İnsan Ticaretine Karşı Eylem Uzmanlar Grubu (GRETA) kuruldu. GRETA sözleşmenin taraflarca uygulanmasını takip etmektedir. GRETA en az 10 en çok 15 üyeden oluşmaktadır.