Modern Zamanların İlkel İnanışları

Modern Zamanların İlkel İnanışları

Hazır

Giriş: 12.11.2025 10:00 Güncelleme: 12.11.2025 10:00
“İnanç”, bir şeye inanmayı, iman etmeyi; bir düşüncenin, bir varlığın, bir olgunun, bir nesnenin mevcudiyetini tasdik etmeyi ve bu tasdikle ilgili pratikleri yerine getirmeyi ihtiva eder. Halk ina...

“İnanç”, bir şeye inanmayı, iman etmeyi; bir düşüncenin, bir varlığın, bir olgunun, bir nesnenin mevcudiyetini tasdik etmeyi ve bu tasdikle ilgili pratikleri yerine getirmeyi ihtiva eder.

Halk inanışları ise, toplum tarafından kabul edilmiş ilahî bir dinin bilinen hükümleri ve öğretileri dışında kalan, fakat halk arasında yaygın bir şekilde yaşayan, itibar gören ve bir sonraki nesle sözlü gelenek yoluyla aktarılan itikatlar ve kimi uygulamalardır ki, -İslamî terminoloji ile söyleyecek olursak- bunların çoğu bid’attır, hurafedir, bâtıl ve ilkel inanıştır.

Prof. Dr. Abdülkadir İnan Anadolu’da yaşayan bu türden halk inanışlarının kaynaklarından bahsederken, “Türkler İslâm’a girerken eski dinlerinden de birçok inanç ve geleneği yeni dinlerine sokmuşlardır.

Önce Müslüman olmuş Türklere, sonradan Müslüman olan Şamanların katılmaları, birçok Şaman inancının canlanmasına sebep olmuştur. Ağacı kutlu saymak, yatır ve ağaçlara dilekte bulunmak maksadıyla çul-çaput bağlamak, çocukları boğduğuna inanılan Alkarısı’ndan küçük çocukları korumak için yanlarına bıçak, kama ve silah bırakmak, çocukların uzun ömürlü olmaları için onlara Dursun, Yeter, Satı, Satılmış, Döne, Döndü, Yaşar gibi isimler vermek, hastalık nedeniyle çocuğun adını değiştirmek, gibi inançlar birer Şaman kültürü kalıntılarıdır.” diyor.

Bu inanışların temelinde birtakım işlerin uğurlu yahut uğursuz kabul edilmeleri yatmaktadır. Özellikle kadınlar arasında yaşayan “Halk İnanışları”, bazen bir dinî hüküm gibi kabul görmüş ve inanmayanların günahkâr oldukları iddia edilmiştir. Oysaki İslâm, uğur ve uğursuzluk kavramlarını tümden reddeder.

Bu tür inanışlar Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme döneminde halk ve ordu içinde o derece yaygınlık göstermiştir ki; hatta bir rivayete göre orduda ayın ilk gününde sefere çıkılmaz diye bir inanış yerleşmiştir. II. Osman yenilikçi bir padişahtı. Ordudaki bu düşünceyi yıkmak için Hotin seferine ayın ilk günü çıkmıştı. Ordu bu seferde galip gelemeyince yeniçeri suçu padişaha attı ve onun tahttan indirilmesine zemin hazırladı.

Bugün toplum içerisinde çok rahat dolaşan bazı halk inanışlarının kökeninde batı kültürünün bulunduğu muhakkaktır. Örnek verecek olursak, on üç rakamının uğursuz kabul edilmesi, merdiven altından geçmenin ve siyah kedi görmenin uğursuzluğuna inanılması, gece aynaya bakmanın ve ayna kırılmasının uğursuzluk sayılması bu türden inanışlardır.

Ancak Anadolu’da yaşayan halk inanışlarının bazılarının Anadolu kaynaklı olmasına karşın pek çoğunun bu coğrafyaya Türklerle birlikte geldiği de muhakkaktır. Bu yanlış inanışlardan en belirgin olanı ise halkın özellikle de kutsal zamanlarda, bir medet umarak yatır ve türbelerde kurban kesmeleri ve oraya çul çaput bağlamalarıdır.

Türkiye’de yaklaşık iki bin türbe olduğu tahmin edilmektedir. Halkın yarıdan fazlası ömründe en az bir defa türbe ziyaretinde bulunmaktadır ve türbelere gidenlerin çoğunu kadınlar oluşturmaktadır.

Türkiye’de Cuma namazına gelemeyen ya da gelmesi engellenen kadınlar yatır ve türbelere mahkûm edilmekte ve onlar da dini birtakım ihtiyaçlarını buralarda karşılamaktadır. Samsun’un kutsal mekânları üzerine yaptığımız bir araştırmada türbe ve yatırların çoğunlukla evlenmek, çocuk sahibi olmak, sınavlarda başarılı olmak, nazardan korunmak, bir iş sahibi olmak, hastalıktan kurtulmak ve şefaat dilemek maksadıyla ziyaret edildiğini tespit etmiştik.

Buralardan medet ummak, bir mevtadan yardım dilemek esasen İslâm’a kökten aykırıdır ve burada gizli şirk ihtimali de her zaman vardır. Üstelik dini bir vecibe gibi yapılan bu ziyaretler neticesinde dileği yerine gelmeyen vatandaşın dininden soğuması da ihtimal dâhilindedir.

Yoksa kabir ziyaretinin İslam’ın özüne uygun biçimde yapılması, oradan ibret alınması, Fatihaların okunması elbette sünnete uygundur.

Öyleyse insanlar niçin buralardan medet ummaktalar. Öncelikle bunun bizim eski inanç sistemimiz içerisinde yer alan Atalar Kültü’yle ve atalarımızın ruhlarının bizimle beraber olduğu, bize her daim yardım ettiği inancıyla ilişkili olduğunu belirtmeliyiz.

Özellikle buralara çul-çaput bağlanması eski Şamanist gelenekten; mum yakılması ise Hristiyan gelenekten kaynaklanmaktadır. Bunun nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız Samsun’un Çatalçam Beldesi’nde bulunan “Türbe Dede” denilen ve Rum Aytimus’a ait mezarı, mezarın yanındaki erimiş mumları ve oradaki ağaca bağlanmış çul ve çaputları görünüz. Bunları yapan da elbette bizim insanlarımız. Ancak câhil insanlarımız.

Bu haberi nasıl buldunuz?

Yorum Yap