İslam inancının temel taşlarından biri olan kader kavramı, kâinattaki her olayın ilahi bir takdir çerçevesinde gerçekleştiğini kabul eden derin bir teslimiyet boyutunu ifade ediyor. Bir müminin gönlünde netleşmesi gereken temel esaslar, evrendeki her oluşumun Cenâb-ı Hakk’ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla vücut bulduğu gerçeği üzerine kuruluyor.
İnanç sistemine göre, gelecekte vuku bulacak bir olayın ezeldeki takdirine "kader", bu takdirin zamanı geldiğinde gerçekleşmesine ise "kazâ" adı veriliyor. Bu iki kavrama inanmak, İslam dininin iman esasları arasında yer alıyor ve her müslüman gencin bu bilince sahip olması bekleniyor.
KADERİN İLAHİ BİR SIR OLDUĞU VURGULANIYOR
Kaderin akılla tamamen kavranamayacak ilahi bir sır olduğu üzerinde durulurken, insan aklının bu yüce hakikati idrak etmedeki yetersizliği bir terazinin devasa yükleri tartamamasına benzetiliyor. Bu bağlamda, inananların kadere iman etmekle yetinmeleri ve derin tartışmalardan kaçınmaları gerektiği ifade ediliyor.
Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber'in, kader hakkında münakaşa eden bir gruba karşı tutumu da önem arz ediyor. Kaynaklarda aktarılan bilgilere göre Efendimiz, bu tür yersiz tartışmaların geçmiş toplulukların helakına neden olduğuna dikkat çekerek inananları bu tür tutumlardan men etmiştir.
TARTIŞMALARDAN KAÇINILMASI GEREKTİĞİ BİLDİRİLDİ
Kader meselesinde gereksiz münazaraların inanca zarar verebileceği belirtilirken, Hz. Peygamber'in şu ifadeleri öne çıkıyor: "Siz bununla mı emrolundunuz? Yoksa ben size bunun için mi gönderildim? Sizden öncekiler bu meselede münâzara ettiklerinden dolayı helâk oldular. Sakın bu meseleyi münâkaşa etmeyiniz!"
Bu doğrultuda, genç nesillerin kader konusuna yaklaşırken teslimiyetçi bir tavır sergilemeleri ve inancın bu hassas noktasına yönelik gereksiz sorgulamalardan uzak durmaları tavsiye ediliyor.
Haber Merkezi