Rahmetli Osman Saffet Arolat, yolda kamyon sayısının arttığını gördüğünde, “Ekonomi rayında” derdi.
Ki ülkemizde lojistik hizmetleri, geçmişte daha çok karayolu taşımacılığıyla yapılırdı.
Karayollarımızın yanı sıra deniz ve hava yolu taşımacılığımız da hızla artıyor olsa bile yüklerimizi hâlâ büyük ölçüde TIR ve kamyonlarla taşıyoruz.
Bunun için de yüklüce navlun ödüyoruz.
Limanlarımız da var biliyorsunuz.
Samsun Limanı da bunlardan biri.
1954 yılında şehrin önündeki sahilin doldurulması sonrasında yapımına başlanan Samsun Limanı, yapıldığı yer tartışma konusu olsa da kapasite bakımından ülkemizin büyük limanlarından biridir.
Günümüzde SAMPORT adıyla hizmet veren Samsun Limanı, Mersinli CEYNAK’a satılmadan önce uzun yıllar Ulaştırma Bakanlığı bünyesindeki Devlet Liman İşletmesi’ne bağlı olarak hizmet vermişti.
SAMPORT’a daha sonra Samsun Gübre Fabrikası’nın iskelesi ve Yeşilyurt Limanı da dahil oldu.
Yani Samsun’da taşımacılığa üç önemli liman hizmet veriyor.
Buna rağmen, görece artıyor olsa da Samsun’un ihracatı hala arzu edilen büyüklüğe ulaşabilmiş değil.
Makine parçalarının ithalatı ve ihracatına dair bilgilere de rastlıyor olsak, limanlarımıza son yıllarda daha çok yem hammaddesi ve buğday geliyordu.
Şimdi onlar da gelmez oldu.
Bunun iki nedeni var.
Bu yıl yerli buğday rekoltemiz beklenenin üzerinde gerçekleşti.
Değirmencilerimiz, buğday ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü tarlalarımızda yetişen ürünlerden karşılıyor.
Ancak Ulusoy Un gibi büyük ölçekte un ihracatı yapan firmalarımız için yerli buğday yeterli olmayacaktır.
Bu nedenle buğday ithalatı kaçınılmaz olacak elbette.
Gerek ekmeklik gerekse makarnalık un ihtiyacımızı karşılamak için buğday ithal etmek zorundayız.
Ülke içindeki ihtiyacımızı yerli buğday üretimiyle karşılayabiliriz belki.
Ancak üretimlerinin önemli bölümünü un ihracatına yönelik olarak gerçekleştiren değirmenlerimiz, yani un fabrikalarımız için buğday ithalatı kaçınılmaz bir durum olarak ortaya çıkıyor.
Türkiye, buğday ithalatının önemli bölümünü Ukrayna ve Rusya’dan yapıyor.
İki ülke arasındaki savaş ise yaklaşık dört yıldır devam ediyor.
Son günlerde savaşın yeniden şiddetlendiğine dair haberler geliyor.
Rusya’nın Ukrayna’nın iç kesimlerine doğru ilerlediğine ilişkin gelişmeler de savaşın daha da büyüyebileceği endişesini artırıyor.
Savaş, elbette yalnızca iki ülkenin ekonomisine zarar vermiyor.
Karadeniz’deki yük taşımacılığı da bu savaştan doğrudan etkileniyor.
Özellikle Ukrayna’nın Karadeniz’deki Rus limanlarından yük alan gemilere yönelik dron saldırıları, deniz taşımacılığındaki riski artırıyor.
Rusya ve Ukrayna limanlarından aldığı yükleri Samsun limanlarına boşaltan gemilerin de yeniden bölgeye dönmek konusunda daha temkinli davranması kaçınılmaz.
Osman S. Arolat’ın yollarımızdaki kamyon sayısının artmasına göre yaptığı ‘’Ekonomi rayında’’ değerlendirmesine göre ben de Samsun açıklarındaki gemi hareketlerine bağlı olarak ekonomimiz için gemiler, ‘’İyi’’ şeyler düşünürdüm.
Şimdilerde Samsun açıklarında çok sayıda gemi demir atmış bekliyor.
İthalat ve ihracat adeta durmuş durumda.
Limanlarda dal kıpırdamıyor yani.
Osman S. Arolat’ın yollarımızdaki kamyon sayısının artmasına göre yaptığı ‘’Ekonomi rayında’’ sözüne göre ben de Samsun açıklarındaki gemi hareketlerine bağlı olarak ekonomimiz için gemiler, ‘’İyi’’ şeyler düşünürdüm.
Bir ateş çemberinin tam ortasındayız.
Kuzeyimizde Ruslar ve Ukraynalılar birbirlerini boğazlarken, güneyimizde de Ortadoğu’daki savaşın etkilerini yaşıyoruz.
ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve bölgedeki gerilimin yükselmesi, petrol fiyatlarını da doğrudan etkiliyor.
Füzeler ateşlendikçe petrol fiyatları yükseliyor.
Trump “Bugün bomba atmayacağım” dediğinde piyasalardaki yükseliş duruyor; ardından yeni bir saldırı haberi geldiğinde petrol fiyatları yeniden hareketleniyor.
Bütün bunların ekonomik sonuçları bize de yansıyor.
Bir yanda Karadeniz’de savaşın yarattığı belirsizlik, diğer yanda Ortadoğu’daki çatışmalar...
Enerji fiyatları, navlun maliyetleri ve dış ticaret üzerindeki baskı artıyor.
Bir anlamda filler tepişirken, ezilen çimler gibi olan yine bize oluyor.