Paylaş

Fındık bizim için ne kadar değerli

Ekleme: 13.08.2026 10:00

Fındık bizim için ne kadar değerli? Bu soruya verilecek ortak cevap, “Çok değerlidir çünkü stratejik ürünümüzdür” olacaktır. Sahiden öyle mi? Hiç sanmam. Fındığın stratejik öneme sahip bir ürün olduğu doğrudur çünkü dünyada üretilen fındığın yaklaşık yüzde 70’i topraklarımızda yetiştiriliyor. Ve fakat… Böylesine önemli bir özelliğine rağmen fındığın kıymetinin yeterince bilindiğini düşünmüyorum. Fiyatını bile sadece biz belirleyemiyoruz. Fındık fiyatının Hamburg Borsası’nda belirlendiğine dair b...

Fındık bizim için ne kadar değerli?

Bu soruya verilecek ortak cevap, “Çok değerlidir çünkü stratejik ürünümüzdür” olacaktır.

Sahiden öyle mi?

Hiç sanmam.

Fındığın stratejik öneme sahip bir ürün olduğu doğrudur çünkü dünyada üretilen fındığın yaklaşık yüzde 70’i topraklarımızda yetiştiriliyor.

Ve fakat…

Böylesine önemli bir özelliğine rağmen fındığın kıymetinin yeterince bilindiğini düşünmüyorum.

Fiyatını bile sadece biz belirleyemiyoruz.

Fındık fiyatının Hamburg Borsası’nda belirlendiğine dair bir inanış var, biliyorsunuz.

Yapay zekaya bu konuyu sorduğunuzda ise size, “Hayır, fındık fiyatını Hamburg Borsası belirlemiyor. Almanya’nın Hamburg kentinde fındığa özel faal bir borsa veya fiyat belirleme merkezi yoktur” şeklinde bir cevap veriyor.

Fiyatların; iç ve dış talep, serbest piyasa koşulları, üretici maliyetleri ve Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıkladığı alım fiyatları gibi unsurlara göre şekillendiğini söylüyor.

Bu doğru.

Ancak buradan hareketle, fındık fiyatının tamamen bizim kontrolümüzde şekillendiğini söylemek de pek mümkün değil.

En çok fındığın bizim topraklarımızda yetiştiği doğrudur.

Davul bizim omzumuzda ama tokmak başkasının elinde, maalesef.

Ne kadar ekmek, o kadar köfte misali, bu hususta da para konuşuyor.

Bizde de o kadar para yok ne yazık ki!

En güçlü tüccarımızı bile İtalyanlara kaptırmışız.

O çok büyük tüccarımız, bundan yaklaşık 20 yıl önce fındık fiyatı 7 liraları gördüğünde, “çok pahalı, bir lira olmalıydı” demişti.

Fındığımızın itibarını kurtaracağını düşündüğümüz o çok büyük tüccarımız, firmasını İtalyanlara satarak belki yedi sülalesini kurtardı ama fındığımızın, dolayısıyla yüz binlerce üretici ailenin kaderini İtalyanların insafına terk etti.

Fındık piyasası, bu yıl Giresun kalite ürün için 255, Levant kalite ürün için ise 250 lira ile açıldı.

Piyasanın açılışıyla ilgili düşüncelerimi, geçen hafta bu köşede yayımlanan “Fındık fiyatı ve hayal kırıklığı” başlıklı yazımda paylaşmıştım.

Birkaç gün sonra da Ziraat Mühendisleri Odası Samsun Şubesi 12. Dönem Başkanı Hayati Tosun, AGRO TV’de Taner Öztürk’ün konuğuydu.

Hayati Tosun, çay alım fiyatındaki artışa dikkat çekiyordu.

2025 yılında kilogramı 25,44 lira olan yaş çayın alım fiyatı, 2026 yılında 35 liraya yükseltilmişti. Bu, yaklaşık yüzde 37,5’lik bir artış anlamına geliyor.

Buna karşılık geçen yıl 195-200 lira olan fındık fiyatının bu yıl yalnızca yüzde 25 civarında artırılarak 250-255 lira olarak açıklanmasına dikkat çekiyordu.

İki ürüne verilen fiyat üzerinden, fındık için “stratejik ürün” değerlendirmesindeki çelişkiye dikkat çeken Tosun, Türk tarımının temel sorununu ise üretim planlamasındaki aksaklığa bağlıyordu.

Ki, yerden göğe haklıdır.

Yığınla plan yapan bir ülkeyiz.

Hemen hemen her konuda bir planımız var aslında.

Ama uygulamada sorunlarımız var.

Bunun içindir ki hemen hemen bütün planlarımız başarısız oluyor.

Ülkemiz için yapılan “plan çöplüğü” değerlendirmesi de boşuna değil yani.

Kulakları çınlasın, süt ağabeyim, İnşaat Yüksek Mühendisi Hasan Koç, “sistem sorunu” der.

Dünya gazetesi yazarı Rüştü Bozkurt’un ise “metot o kadar önemsizdir ki sadece esası ilgilendirir” sözü, yaşadığımız bu eksiklikleri anlatmak bakımından oldukça anlamlıdır.

Bir işe başlarken metodunuz ya da sisteminiz yoksa zaten başarı beklemek hayalcilik olur.

Basit bir örnek vereyim.

Bir önceki yıl depoları basarak fiyatını kontrol etmeye çalıştığımız soğan tarımında üretim planlamasını yapmadığımız için, bu yıl pazar tezgâhlarında bile fiyatı 100 liraya kadar çıkan kuru soğana bu ülkenin yiğitlerini muhtaç ediyoruz.

İşte mesele tam da burada.

Fındık bizim için gerçekten stratejik bir ürünse, ona sadece söylemde değil, uygulamada da stratejik ürün muamelesi yapmak zorundayız.

Üreticinin ne kadar kazanacağını, tüccarın nasıl hareket edeceğini, sanayicinin ve ihracatçının nasıl destekleneceğini, üretimin nerede ve ne kadar yapılacağını önceden planlamadan bu işi sürdüremeyiz.

Dünyanın fındığının yüzde 70’ini üreten bir ülkenin, fındık fiyatını konuşurken sürekli başkalarının ne diyeceğini beklemesi de zaten başlı başına bir çelişkidir.

Fındık bizim için değerliyse, bunun gereğini yapmak zorundayız.

Yoksa “stratejik ürün” demenin, yalnızca güzel bir söz olmaktan öteye geçmeyeceğini hep birlikte görmeye devam ederiz.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.