Bu topraklar sıradan bir coğrafya değildir. Anadolu, bin yıldır Türk milletinin vatanı, İslam'ın sancaktarlığını yapan bir medeniyetin merkezidir. İşte tam da bu nedenle Türkiye hiçbir zaman yalnızca kendi haline bırakılmamıştır. Dün Sevr'le yapamadıklarını bugün farklı yöntemlerle yapmaya çalışanların varlığı, tarihimizin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biridir.
Türk milleti tarih boyunca sadece cephede düşmanla savaşmamıştır. Kimi zaman ekonomik kuşatmalarla, kimi zaman içeriden körüklenen fitnelerle, kimi zaman da kültürel yozlaştırma faaliyetleriyle karşı karşıya kalmıştır. Bugün de benzer mücadelelerin farklı araçlarla devam ettiğini görmek zor değildir.
Tarih, Türk milletine karşı kurulan planların tarihidir. Dün haçlı ordularıyla gelenler, bugün kravatlarla, ekonomik raporlarla, medya operasyonlarıyla ve dijital algı savaşlarıyla karşımıza çıkıyor. Yöntem değişiyor, aktörler değişiyor, sahne değişiyor ama hedef değişmiyor: Güçlü ve bağımsız Türkiye'nin önünü kesmek.
Sormak gerekiyor:
Neden enerji bağımsızlığına yönelik hamleler eleştiri bombardımanına tutuluyor? Neden Türkiye bölgesel bir güç olma iradesi gösterdiğinde uluslararası baskılar artıyor?
Çünkü mesele sadece Türkiye değildir. Mesele, yüz yıl önce masalarda paylaşılmak istenen bir coğrafyanın yeniden söz sahibi olmaya başlamasıdır.
Çünkü bir milleti yıkmanın en kolay yolu, onun hafızasını ve değerlerini tahrip etmektir.
Bugün Türkiye'nin karşısındaki en büyük tehditlerden biri, millet olma şuurunun zedelenmesidir. Türk milletini etnik kökenlere, siyasi kamplara, mezheplere ve yaşam tarzlarına göre ayrıştırmaya çalışan her girişim, kime hizmet ettiğine bakılmaksızın ülkenin geleceğine zarar vermektedir. Çanakkale'de aynı siperde şehit düşenlerin torunları olarak bizi ayakta tutacak olan şey ayrışma değil, ortak tarih ve ortak kader bilincidir.
Özellikle gençlerimize yönelik kültürel etkiler üzerinde dikkatle durulmalıdır. Tarihini bilmeyen, ecdadını tanımayan, milli ve manevi değerlerinden koparılan nesiller yetiştirildiğinde ülkenin geleceği de tehlikeye girer. Çünkü vatan sevgisi sadece sınırları korumak değildir; dili, kültürü, inancı ve medeniyet mirasını korumaktır.
Türkiye'nin güçlenmesini istemeyen çevrelerin olduğu bir gerçektir. Savunma sanayisinde atılan adımlar, enerji alanındaki yatırımlar, bölgesel etkinlik ve bağımsız dış politika hamleleri bazı küresel güç merkezlerini rahatsız edebilmektedir. Ancak millet olarak unutmamamız gereken bir gerçek vardır: Güçlü Türkiye hedefinden vazgeçildiği gün, başkalarının çizdiği sınırlar içinde yaşamaya mahkûm olunur.
Bu nedenle bugün her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç vardır. Siyasi görüşler farklı olabilir, günlük tartışmalar yaşanabilir; fakat konu Türkiye olduğunda ortak payda değişmemelidir. Bayrak aynı bayrak, ezan aynı ezan, vatan aynı vatandır.
Geçmişte Malazgirt'te, İstanbul'un fethinde, Çanakkale'de ve İstiklal Harbi'nde nasıl zorlukların üstesinden gelindiyse bugün de aynı irade mümkündür. Türk milleti tarih boyunca nice oyunları bozmuş, nice kuşatmaları yarmış bir millettir. Yeter ki kendi değerlerine sahip çıksın, birbirine güvenmeyi sürdürsün ve geleceğe umutla bakabilsin.
Çünkü bu milletin en büyük gücü ne silahıdır ne de servetidir. Bu milletin en büyük gücü; Allah'a olan inancı, vatan sevgisi ve gerektiğinde her şeyini feda edebilecek kadar güçlü olan milli karakteridir.
Esas Olan İç Cephenin Sağlamlığıdır
Türkiye Cumhuriyeti, bin yıllık devlet aklı ve köklü devlet geleneğiyle bu topraklarda çok oyun bozdu, çok senaryoyu yırtıp çöpe attı. Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde ve yakın tarihte sokağa taşınmak istenen darbe girişimlerinde bu millet, entrikaların en büyüğünü sahada mağlup etmesini bildi.
Ancak unutmamak gerekir ki; dışarıdaki düşmanın hilesi bitmez, küresel satranç tahtasında hamleler asla durmaz. Bu gizli entrikalara karşı en büyük panzehir; içeride siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak "Milli Çizgide" birleşebilmek ve iç cepheyi tahkim etmektir. Ekonomi, savunma ve toplumsal birlik anlamında kendi ayakları üzerinde duran, dışa bağımlılığını asgariye indirmiş bir Türkiye, hiçbir gizli senaryonun figüranı olmayacak kadar büyüktür. Oyunu görmek yetmez; oyunu kuran, masayı deviren bir iradeyi diri tutmak, bu coğrafyada yaşamanın değişmez bedelidir.
Bugün Türkiye'ye yönelik her türlü siyasi, ekonomik veya psikolojik baskının karşısında durabilecek en büyük güç; eğitimli toplum, güçlü kurumlar, üretken ekonomi ve milli birliktir. Çünkü tarih boyunca entrikalar değişmiş, yöntemler değişmiş, aktörler değişmiş; ancak güçlü devletlerin ayakta kalmasını sağlayan temel gerçek değişmemiştir: Birlik içinde hareket eden milletler, en büyük oyunları bile bozmayı başarmıştır.
Sevgi ve saygılarımla..
Günümüzün Hayrı ve Bereketi Üzerinize olsun…
ALLAH(C.C) YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN.