Türkiye, üç kıtanın kesişme noktasındadır. Jeopolitik ve Jeostratejik konumu ile dünyada ve bölgede oluşabilecek her türlü güç yapısına göre büyük bir değer taşır. ABD, Rusya, Çin ve AB (Avrupa Birliği) gibi güç odaklarının politik kesişme noktası üzerindedir. Hatta zaman zaman bu politikaların hedefi veya hareket noktası olabilmektedir. Konumu dolayısıyla üç Kıta’daki çatışmalardan da etkilenmektedir.
Türkiye, 14 ülkeyle sınırı olan dünyadaki tek ülkedir. Bir bölge devleti ve model ülke durumunda olan Türkiye çok hassas bir konumdadır.
Şubat 2011’de Genelkurmay, MİT ve Emniyet'in raporuna göre; aralarında ABD, Rusya, İngiltere, Almanya, Yunanistan, İsrail, Belçika, İsveç, İran ve Ermenistan'ın da bulunduğu 40 civarında ülkenin istihbarat servisleri adına çalışan 3 bin ajan Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde faaliyet göstermektedir.
Bu kişilerin bir bölümü Kürt ırkçılığını körüklemek için çalışmakta, Kürtçülük ve ayrılıkçılık niyetiyle kurulan dernekler ve sivil toplum kuruluşlarına maddi ve manevi destekte bulunmaktadır. Genellikle arkeolog, sivil toplum kuruluşu temsilcisi, gazeteci, sosyolog, diplomat, yazar gibi kimlikler taşımaktadırlar.
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) sadece yurtdışında Türkiye'ye yönelik terör unsurlarına değil, içeride de yabancı istihbarat örgütlerine karşı önemli operasyonlar yapıyor.
Zaman zaman siyasilerden hep duymaktayız ‘’Her ne pahasına olursa olsun içeriyi sağlama almak zorundayız’’.
Bölgemizde gerçekleşen legal ve illegal gelişmeler dikkate alındığında karşı istihbaratın ne kadar önemli olduğunu çok net bir şekilde görebilmekteyiz. Dün Türkiye CIA’nın, MOSSAD’ın, KGB’nin kurduğu oyunlar içerisinde bulunurken, bugün tüm bu unsurlar MİT’in kurduğu oyunlar içerisinde figüran durumuna düşmüşlerdir. Günümüzde bizim hamlelerimizi çözmeye çalışıyorlar ancak başarılı olamayacaklardır.
Ülkemizi topla tüfekle savaşla etkisiz hale getiremeyeceklerini anlayan küresel güçler farklı yollar deneyerek algı operasyonları ile içimizde bizim gibi yaşayan ama bizden olmayanlarla birlikte her alanda saldırılarını gerçekleştiriyorlar.
Kimi zaman aramızda bir dilenci, bir simitçi, bir esnaf, bir öğrenci, bir doktor, bir öğretmen, bir siyasetçi, bir hoca olarak dolaşmaktalar. Ve bunları sade bir vatandaş olarak ayırt etmemiz tanımamız mümkün değildir.
Değerli okuyucularım ülkemiz ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal bir kalkışmanın eşiğindedir desem bazılarınız sadece tebessüm ederek hadi yaaa diyeceksiniz, bazılarınız bunun bir hayal ürünü olduğunu söyleyeceksiniz, bazılarınız ise siyasetçilere bağlayacaksınız.
Özellikle gıda sektöründe ve AVM’lerde bizim diye bildiğimiz birçok fabrika işletme bugün yabancıların ellerinde bulunmaktadır. Ve piyasayı ellerinde bulunduran bu gruplar istedikleri gibi hareket ederek ürünlerini fahiş fiyatlara satarak vatandaşımızı ekonomik sıkıntılara sokmaktadırlar.
Ülke piyasasına hakim olmak isteyen, bu yüzden uzun süredir planlar yapan yabancılar, hele de önceden o konularda büyük yatırımları da varsa, gerektiğinde pahalı da olsa, şirketlerimizi birer ikişer satın almaktan çekinmediler.
Aldıktan sonra ya fabrikaları büyütüp geliştirdiler ya da sigara fabrikalarında olduğu gibi, aldıkları tesislerin kapısına kilit vurup, işçileri kapının önüne koyduktan sonra (yerli rakipleri de ortadan kalktığına göre) ürettikleri malları daha yüksek fiyatla göndererek ülkemizde pazarlamaya devam etmektedirler.
Fındık ihracatının üçte birini tek başına gerçekleştiren, Türkiye’nin fındık devi Oltan Gıda’yı 2014’te, İtalyan çikolata devi Ferrero Grubu’na satıldı.
Ofçay, Amerikan kahve firması, Jacobs’a satıldı.
Filiz makarna, ünlü İtalyan devi Barilla’yla ortak oldu. Ürünlerini Barilla gıda markasıyla üretiyor.
Komili, Kırlangıç ve Sezai Ömer Madra zeytinyağları, ABD merkezli Koninklijke Bunge B.V.’ye satıldı.
Can bebe, Belçikalı Onteks’e, İpek şampuan (Canan kozmetik) Loreal’e, DemirDöküm Alman Vaillant’a, Baymak, Hollandalı Termo Grup’a, İzocam, Fransız, Küveyt ortaklığına, Filli boya (Betek), Nippon Paint’e, Polisan, Kansai Paint’e satıldı.
İçim süt, Ülker’in, yani Yıldız Holding’e bağlı Ak Gıda şirketinindi. Ak Gıda ve Dost süt, Fransız gıda devi Groupa Lactalis firmasına satıldı.
Yukarıda örneklerini verdiğim firmalar buzdağının sadece görünen yüzünden birkaç tane örnek sadece değerli okuyucularım.
Özel sektöre ait, yerli ve milli bankalarımızın çoğunda, yabancı ortaklar var. Bir kısmı, çoktan yabancılara satıldı bile. Sigorta şirketlerimiz, hatta internetteki web sitelerinden bile yabancılara satılanlar var.
‘Devlet, kamunun elinde ne var ne yok, yabancılara satıyor’ diye çoğumuz şikayet eder dururuz. İyi de yukarıda satılanlar, kamunun değil ki, özel sektörün şirketleri. Onlar, vatandaşlarımızın kurup geliştirdiği, sonra da yabancılara sattığı şirketler.
Kamu ya da özel sektör, hiç fark etmiyor. Kimsenin, bir başkasını eleştirmeye hakkı yok. Buna, üç kuruş fazla para kazanmak uğruna, Harran ovasında satılan arazileri, Trakya’daki satılan arazileri de gözden kaçırmamak lazım.
Son sözüm her ne oluyorsa olsun her ne yaşanıyorsa yaşansın devlet bakidir vesselam.
Saygı ve sevgilerimle,
Allah (C.C) yar ve yardımcımız olsun.