Paylaş

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Nasıl Bir Türkiye?

Ekleme: 29.10.2025 10:00 Güncelleme: 30.05.2026 21:39

Bugün Cumhuriyetimizin 102. Yıldönümü. Hepimize kutlu olsun. Cumhuriyetin kurulduğu dönemde nüfusu on iki milyondu ve bunun da çoğu kadın, yaşlı, çocuk ve sakatlardan müteşekkildi. O zamanlar Türkiye...

Bugün Cumhuriyetimizin 102. Yıldönümü. Hepimize kutlu olsun. Cumhuriyetin kurulduğu dönemde nüfusu on iki milyondu ve bunun da çoğu kadın, yaşlı, çocuk ve sakatlardan müteşekkildi. O zamanlar Türkiye işgal edilebilir bir durumdaydı. Bugün Türkiye 2025 yılında yani yüz iki yaşında ve nüfusu doksan milyona yaklaşmış küresel bir güç konumunda.

Bugün beyaz eşya, tekstil ve inşaat sektöründe, hatta savunma sanayiinde durumumuzun çok iyi olmasına karşın bunlar asla 2025 Türkiye ekonomik vizyonu için yeterli şeyler değildir. Türkiye’nin bölgesinde süper güç olabilmesi; dostuna güven, düşmanına korku verebilmesi, bütün mazlum milletlerin haklarını savunabilmesi, Türk ve İslam dünyasının her açıdan lideri olabilmesi için bazı gereklilikleri yerine getirmesi elzemdir.

Bunun için şu sorulara acilen cevap aramalıyız: Türkiye bugün dış güvenliğini tek başına sağlayabilecek konumda mıdır? Yani füze, füze rampası ve füze kalkanı yapabiliyor mu? Nükleer enerjisini kendisi sağlayabiliyor mu? Uzay çalışmalarına katkı verebiliyor mu? Her şeyiyle bir yolcu yahut savaş uçağını jet motoru da dâhil olmak üzere kendi başına üretebiliyor mu? Bilgisayar teknolojisinde kullanıcı ve yazılımcı olarak durumumuz nedir? Elektronik malzemeye ve lüks otomobillere ne zamana kadar daha servet ödenecektir? Bütün bunlar benim kafamı kurcalayan soru ve sorunlardan yalnızca birkaçıdır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve halkının 21. yüzyıldaki konumunun, durumunun, gücünün ve geleceğinin daha iyi olabilmesi açısından şunların ivedi olarak gerçekleştirilmesi elzemdir:

1. Vatandaşlarımız arasında bir güvensizlik mevcuttur.  Bu güvensizliğin ivedi olarak giderilmesi zaruridir. Hepimizin bir gemide seyahat ettiği düşünülürse, bu geminin kaptanı kim olursa olsun diğerlerini gemiden atmama taahhüdünde bulunmalıdır ve yolcular da kaptana güven duymalıdır. Yani toplumsal bir sözleşme ile mutabakat sağlanmalıdır. Devletin kadroları işgal edilmek üzere bekleyen mevkiler ve makamlar olarak görülmemeli ve ayrıca yönetim kadrosu oluşturulurken liyakat, ehliyet ve emniyet esas alınmalıdır.

2. Türk toplumunun en önemli sorunu fakirlik/tembellik, cahillik, ayrımcılık/ayrılıkçılık ve taassuptur. Bunlara karşı üretim yoluyla zenginleşerek, eğitimde kaliteyi artırarak, birlik ve beraberliği sağlayarak ve çeşitli alternatifler geliştirerek mücadele edilmelidir. İnsanlara barış ve hoşgörü kültürü kazandırılmalıdır. Yani insanımız enerjisini birbirini yiyerek ve engelleyerek tüketmemelidir.

3. Ahlaki, milli ve manevi değerlerle reel dünyanın rasyonel değerleri (bilim ve teknoloji) kaynaştırılmalı; bir elinde bilgisayar bir elinde İslam ahlakı olan, yabancı dil bilen ve alanında çok iyi yetişmiş genç bir nesille yeniden güçlü bir Türkiye tesis edilmelidir. Bu arada ülkemizin yakın gelecekteki en önemli sorununun sorunlu bir gençlik olacağı öngörülmeli ve buna yönelik tedbirler alınmalıdır.

4. Müslüman coğrafya dünyada yalnızca nüfusu ile değil; parasal zenginliği, askeri, siyasi ve ekonomik gücü ile de söz sahibi olmalıdır. Türkiye bu konuda da önderlik etmeli; Türk ve İslam dünyasının NATO benzeri askeri yapılanmasında koordinatör olmalıdır.

5. Bu millet israftan, sen çalış ben yiyeyim anlayışından vazgeçmelidir. Nimet-külfet dengesi gözetilmeli ve insanlar tasarrufa yönlendirilmelidir. Üretmeksizin tüketme kültüründen ve tüketim toplumu olmaktan vazgeçilmelidir.

6. Bu ülkede yaşayan herkesin iki temel ortak paydası vardır: “Cumhuriyet” ve “Vatandaşlık”. Dindar bir Cumhuriyetçi, Laikliği benimsemiş bir Cumhuriyetçi, Sünni yahut Alevi bir Cumhuriyetçi, Milliyetçi yahut Solcu bir Cumhuriyetçi, Türk ya da Kürt bir Cumhuriyetçi olunabilir. Yeter ki herkes birbirine saygılı olsun ve yasalarla belirlenmiş vatandaşlık hak ve görevlerini bilsin ve yerine getirsin.

Sonuç olarak, bütün bunları başarabilmiş bir Türkiye, benim ilk başta ifade ettiğim soru ve sorunların da üstesinden gelebilecek olan bir Türkiye’dir. Unutmayalım ki “İki günü eşit olan ziyandadır.” Bizler batılıları geçmek için çok çalışmalı ve birbirimize karşı hoşgörülü olmalıyız. İhtiyar batı çok koştu ve yoruldu. Şimdi onlar yürürken biz onların önüne geçeceğiz ve dünyada adaletin, barışın, huzurun ve refahın timsali olacağız; olmak durumundayız.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.