Değerli okuyucularım 2 nci bölümdeki yazımızın sonlarında BOP un en büyük sorununun bölge ülkelerini zayıflatılması olarak ortaya koymuştuk ve yazımızın serisine devam ediyoruz.
İSRAİL FAKTÖRÜ
BOP tartışmalarının İsrail boyutu da göz ardı edilemez.
Ortadoğu'daki bütün dengelerde İsrail'in güvenliği ABD'nin bölge politikalarının temel unsurlarından biridir. Türkiye ise özellikle Gazze savaşı sonrasında İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Ankara, Filistin meselesini yalnızca Filistinlilerin sorunu olarak değil, bölgesel ve uluslararası adalet meselesi olarak değerlendirmektedir.
Bu noktada Türkiye ile ABD arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye'nin Ortadoğu'da giderek daha bağımsız bir politika arayışına girdiğini söylemek mümkündür. Ancak burada da dikkatli olmak gerekir.
Türkiye'nin ABD ile bütün ilişkilerini koparması söz konusu değildir.
Türkiye'nin yaptığı şey daha çok:
"Müttefikim olabilirsin ama bölgesel çıkarlarımı sen belirleyemezsin."mesajıdır.
Bu, Türkiye'nin son yıllardaki dış politikasını anlamak açısından önemli bir cümledir.
TÜRKİYE'NİN YENİ DIŞ POLİTİKASI: ÇOK YÖNLÜ DENGE
Türkiye'nin dış politikasında son yıllarda dikkat çeken en önemli özelliklerden biri çok yönlü diplomasi arayışıdır.
Ankara aynı anda:
ABD ile konuşuyor.
Rusya ile konuşuyor.
Çin'le ekonomik ilişkilerini geliştiriyor.
Azerbaycan'la stratejik ortaklığını sürdürüyor.
Katar'la yakın ilişkiler yürütüyor.
Pakistan'la savunma ilişkilerini güçlendiriyor.
Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle yeni bir dönem oluşturmaya çalışıyor.
İran'la rekabet ederken aynı zamanda diplomatik kanalları açık tutuyor.
Bu, klasik anlamda "tek eksenli dış politika" değildir.
Türkiye kendi hareket alanını genişletmeye çalışmaktadır.
2026 TÜRKİYESİ AÇISINDAN YENİ BİR SAYFA
Bugün geldiğimiz noktada Türkiye'nin bölgesel politikası daha da dikkat çekici hale gelmiştir. Ağustos 2026'da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmekte olduğunu gösteren önemli gelişmelerden biridir.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, anlaşmayı NATO'nun 5. maddesine teknik açıdan benzer karşılıklı savunma taahhüdü olarak tanımlamıştır. Anlaşmanın belirli bir ülkeye karşı kurulmadığı özellikle vurgulanmıştır. Bu gelişme BOP tartışması açısından önemlidir. Çünkü Türkiye artık yalnızca Batı merkezli güvenlik mimarisinin bir parçası olmakla yetinmeyen, aynı zamanda kendi bölgesinde alternatif güvenlik mekanizmalarının oluşmasına katkı sağlayan bir ülke görüntüsü vermektedir.
Bu durum "Türkiye Batı'dan kopuyor" şeklinde yorumlanmamalıdır.
Daha doğru ifade şudur:
Türkiye kendi stratejik seçeneklerini çoğaltıyor.
Bu, büyük güçler arasındaki rekabetin arttığı bir dünyada son derece rasyonel bir politikadır.
TÜRKİYE BOP'U BOZABİLİR Mİ?
Burada çok önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekir:
Türkiye tek başına Ortadoğu'nun bütün dengelerini değiştiremez.
Ama Türkiye'nin güçlü olması, hiçbir dış gücün bölgeyi istediği gibi şekillendirmesini de zorlaştırır.
Güçlü ekonomi.
Güçlü savunma sanayii.
Güçlü ordu.
Enerji bağımsızlığı.
Diplomatik etkinlik.
İstihbarat kapasitesi.
Bölgesel ekonomik ilişkiler.
Bunların tamamı Türkiye'nin stratejik bağımsızlığını artırır.
Bugün Türkiye'nin savunma sanayiinde İHA, SİHA, füze, elektronik harp, deniz platformları ve diğer yerli sistemlerde geliştirdiği kapasite, dış politikadaki hareket alanını da genişletmektedir.
Çünkü dış politikada bağımsızlık yalnızca diplomatik söylemle sağlanmaz.
Bağımsızlığın arkasında ekonomik ve askeri güç olmak zorundadır.
Türkiye başkalarının haritasında kendisine yer arayan bir ülke olmamalıdır.
Kendi haritasını çizen ülke olmalıdır. Vesselam…
Sevgi ve Saygılarımla
Günümüzün Hayrı ve Bereketi Üzerinize olsun..
ALLAH(C.C) YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN