Paylaş

Deprem Gelmeden Sığınaklarımız Hazır Olmalı

Bir şehrin gelişmişliği yalnızca yüksek binaları, geniş yolları veya devasa alışveriş merkezleriyle ölçülemez. Gerçek ölçüt, o şehrin insan hayatını ne kadar koruyabildiğidir. Jeolojik olarak riskli bir ülkede yaşarken, şehirlerimizi yalnızca bugünü değil, yarını da hesaba katarak planlamak zorundayız. Son günlerde Türkiye’de yeraltı sığınaklarının yapılacağı yönündeki tartışmalar son derece önemli bir adımdır. Ancak insanın aklına şu acı soru geliyor: Bunu neden daha önce düşünmedik? Dünyanın a...

Bir şehrin gelişmişliği yalnızca yüksek binaları, geniş yolları veya devasa alışveriş merkezleriyle ölçülemez. Gerçek ölçüt, o şehrin insan hayatını ne kadar koruyabildiğidir. Jeolojik olarak riskli bir ülkede yaşarken, şehirlerimizi yalnızca bugünü değil, yarını da hesaba katarak planlamak zorundayız.

Son günlerde Türkiye’de yeraltı sığınaklarının yapılacağı yönündeki tartışmalar son derece önemli bir adımdır. Ancak insanın aklına şu acı soru geliyor: Bunu neden daha önce düşünmedik? Dünyanın afet bilinci gelişmiş ülkelerinde güvenli sığınaklar yıllardır şehir planlamasının ayrılmaz bir parçasıdır. Bizde ise durum çok farklı; çoğu zaman felaket kapımızı çaldıktan, büyük acılar yaşandıktan sonra hazırlanmaya başlıyoruz. Deprem oluyor günlerce konuşuyoruz, sel oluyor altyapıyı tartışıyoruz. Kısa süre sonra gündem değişiyor ve acı tecrübeleri unutuyoruz. Oysa doğa bizim unutkanlığımıza göre hareket etmiyor.

Afet Yalnızca Deprem Değildir

Sığınak denildiğinde çoğumuzun aklına yalnızca savaşlar geliyor. Oysa günümüzde bu kavramı çok daha geniş bir bakış açısıyla ele almalıyız. Yeraltı sığınakları; şiddetli depremler, seller, orman yangınları, fırtınalar ve benzeri olağanüstü durumlarda insanların geçici olarak barınabileceği hayati alanlar olarak planlanmalıdır.

Üstelik bu alanların yılın tamamında atıl durması şart değildir. Modern mimari ve akıllı şehircilik anlayışıyla; yeraltı otoparkları, geniş depolar veya kapalı spor salonları, gerekli teknik altyapı sağlandığında afet anında anında güvenli barınma alanlarına dönüştürülebilir. Nasıl ki yeni bir binada otopark ve yangın merdiveni düşünülüyorsa, afet anında insanların nerede güvenli şekilde bulunacağı da planlamanın merkezine konulmalıdır.

Samsun’u da Ciddiyetle Ele Almalıyız

Meseleyi hızla gelişen ve büyüyen kendi şehrimiz Samsun açısından değerlendirmekte büyük fayda vardır. Samsun’un afet risklerini masaya yatırırken yalnızca depremi konuşmak eksik bir yaklaşım olur. Karadeniz ikliminin getirdiği şiddetli sel, su baskınları, heyelanlar ve aşırı yağışlar da şehrimiz için hayati risklerdir.

Bu nedenle Samsun’da afet hazırlıkları çok yönlü yapılmalıdır. Nüfus yoğunluğu dikkate alınarak şehrin farklı bölgelerinde güvenli yeraltı alanları oluşturulmalıdır. İlerleyen süreçte inşa edilecek büyük kamu binaları, okullar, hastaneler ve yeni projeler planlanırken bu konu göz ardı edilmemelidir. Çünkü gerçek bir afet anında yollar kapanabilir, iletişim sistemleri çökebilir; güvenli alan insanların yaşadığı yere mümkün olduğunca yakın olmalıdır.

Sığınak Yapmak Yalnızca Beton Dökmek Değildir

Elbette, sadece yerin altına kalın beton duvarlardan ibaret bir alan inşa etmek asla tam bir çözüm değildir. İşlevsel bir sığınağın; kusursuz çalışan bir havalandırma sistemine, kesintisiz temiz su kaynaklarına, güçlü jeneratörlere, haberleşme imkânlarına ve donanımlı bir ilk yardım bölümüne sahip olması gerekir.

Bununla birlikte sığınaklar tasarlanırken yaşlılar, çocuklar, hamileler ve engelliler gibi dezavantajlı vatandaşlar göz önünde bulundurulmalıdır. Bu kritik alanların yerleri vatandaşlara şimdiden bildirilmelidir. İnsanlar panik anında sığınağın nerede olduğunu bilmiyorsa, dünyanın en modern sığınağı bile yetersiz kalabilir. Mahalle bazında halkı bilinçlendirme toplantıları yapılmalı, belirli aralıklarla kapsamlı tatbikatlar gerçekleştirilmelidir.

Asıl Hazırlık Felaket Kapımızı Çalmadan Yapılır

Toplum olarak en büyük eksikliğimiz, hazırlık konusunda sürekli felaketlerin yaşanmasını beklemektir. Deprem yıkım yarattıktan sonra sığınak inşa etmek doğru bir yöntem değildir. Asıl akıllıca hazırlık, ortada henüz hiçbir tehlike yokken yapılır.

Bu yüzden şehir planlamacılığında yeni bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Sürekli “Afet olursa ne yaparız?” sorusunu sormak yerine, “Afet olmadan önce bugünden ne yapmalıyız?” sorusunu sormalıyız. Türkiye’nin her şehri kendi coğrafi risklerine göre değerlendirilmeli; Samsun gibi özgün şehirler için yerel özellikler dikkate alınarak özel çalışmalar yürütülmelidir.

Vatandaşın Bilinçlenmesi ve Hazırlığı da Şarttır

Devletin ve yerel yönetimlerin alacağı tedbirler ne kadar hayati ise, birey olarak vatandaşın bilinçlendirilmesi de o kadar elzemdir. Afet çantası hazırlamak, aile içinde buluşma noktası belirlemek, çocuklara deprem sırasında ne yapacağını öğretmek ve mahallenin toplanma alanlarını ezbere bilmek günlük hayatımızın bir parçası olmalıdır.

Yerel yönetimlerin öncülüğünde mahallelerde yılda en az bir kez tatbikatlar yapılabilir. İnsanlar gerçek bir felaketle karşılaşmadan önce soğukkanlılıkla ne yapacağını deneyimlerse, panik anında çok daha doğru hareket edebilirler.

Geç Kaldık Ama Daha Fazla Vakit Kaybetmeyelim

Bugün Türkiye’de şehirlerde yeraltı sığınaklarının yeniden masaya yatırılmasını son derece önemli bir adım olarak görüyorum. Evet, belki bu konuda çok geç kaldık. Ancak bilmek gerekir ki, geç kalmış olmak hiç başlamamaktan her zaman çok daha iyidir. Yeter ki bu hayati konu birkaç gün konuşulup unutulmasın.

Yıllardır ülkemizde büyük depremler olduğunda maalesef günlerce enkazların başında canlı insan arıyoruz. Artık hedefimiz, gelecekte hiçbir enkazın altında insan aramak zorunda kalmamak olmalıdır. Bunun tek yolu sağlam binalar inşa etmek, doğru şehir planlaması yapmak ve afet anında insanı koruyacak güvenli alanları bugünden kurmaktır.

Bugün atacağımız her adım, yarın bir insanın hayatını kurtarabilir. Belki de ömrümüz hiç kullanmak zorunda kalmayacağımız sığınaklar inşa edeceğiz. Ne güzel! Keşke o kapılar hiç açılmasa, o koridorlara hiç kimse korkuyla girmek zorunda kalmasa. Ancak hazırlıklı olmak felaketi çağırmak değil, insan hayatına verilen değerin en açık göstergesidir.

Samsun’dan Türkiye’ye bakarken en büyük temennim şudur: Artık büyük afetleri konuşmak için felaketlerin kapımızı çalmasını beklemeyelim. Deprem sarsmadan hazırlanalım, sel basmadan önlemimizi alalım, sığınaklarımızı insanları kaybetmeden önce yapalım. Çünkü bir şehrin gerçek zenginliği binaları değil, içinde yaşayan insanlarıdır.

Baki Selamlar 

# Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz? (Anketimiz 20.09.2026 pazar günü saat 23.59'da sona erecektir)

Oy kullanarak KVKK / Gizlilik Politikası'nı kabul etmiş sayılırsınız. Kişisel verileriniz yalnızca mükerrer oy kullanımını önlemek amacıyla saklanmaktadır.

1 Yorum

N
Nurettin IŞIKLI 1 gün önce

Gerçekten harika bir konuya parmak baktığınız için size teşekkür ediyorum. İnşallah bu yazıyı okuduktan sonra vatandaş olarak tedbirlerimizi alırız. Güzel köşe yazılarınızın devamını diliyorum ve sizi yürekten kutluyorum.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.