Paylaş

Toplu Taşıma Araçlarında Hayatın Küçük Hikâyeleri

Pandemi döneminde kaleme aldığım bu makaleyi, aradan geçen zaman içinde yaşanan yeni gelişmeleri ve gözlemlerimi de ekleyerek yeniden ele aldım. Eminim sizler de toplu taşıma araçlarında bu yazıda anlatacağım tiplere mutlaka rastlamışsınızdır. Kimi zaman kızarak sessiz kaldığımız, kimi zaman içimizden tepki göstermek istediğimiz insan manzaralarından söz edeceğim. Çünkü toplu taşıma araçları yalnızca bir yerden başka bir yere ulaşmamızı sağlayan araçlar değildir; toplumun küçük bir aynasıdır. İn...

Pandemi döneminde kaleme aldığım bu makaleyi, aradan geçen zaman içinde yaşanan yeni gelişmeleri ve gözlemlerimi de ekleyerek yeniden ele aldım. Eminim sizler de toplu taşıma araçlarında bu yazıda anlatacağım tiplere mutlaka rastlamışsınızdır.

Kimi zaman kızarak sessiz kaldığımız, kimi zaman içimizden tepki göstermek istediğimiz insan manzaralarından söz edeceğim. Çünkü toplu taşıma araçları yalnızca bir yerden başka bir yere ulaşmamızı sağlayan araçlar değildir; toplumun küçük bir aynasıdır. İnsanların davranışlarını, birbirlerine karşı saygılarını ve sabırlarını burada daha yakından gözlemlemek mümkündür.

Şehir içindeki seyahatlerimi zaman zaman arabam yerine toplu taşıma araçlarıyla yaparım. Günün nabzını tutmaya, tanımadığım insanlarla sohbet edip vatandaşların dertlerini dinlemeye özen gösteririm. Ancak toplum olarak toplu taşıma araçlarında sohbet etmeyi pek sevmediğimiz de bir gerçek. Orta yaş ve üzerindekiler birbiriyle konuşurken, gençlerimizin önemli bir kısmı ellerindeki telefonlarla seyahat etmeyi tercih ediyor. Kafalar ekranlarda, parmaklar sürekli hareket halinde... Hatta telefona bakmaktan ineceği durağı kaçıran gençlere bile rastlanıyor.

Elbette bütün gençlerimizi aynı kefeye koymak doğru olmaz. Büyüklerine yer veren, duyarlı gençlerimizin hakkını teslim etmek gerekir. Ancak yaşlı bir vatandaş bindiğinde telefonuna daha fazla ilgi gösteren gençleri gördüğümüzde insan ister istemez düşünüyor: “Sanki insan hiç yaşlanmayacakmış gibi...” Oysa hayatın değişmez bir gerçeği var: Bugün genç olan, yarın yaşlanacaktır.

“SİZ DE BİR GÜN ÖYLE OLACAKSINIZ!”

Bu konuda rahmetli annemin başından geçen bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Babam bir dönem kanser tedavisi görüyordu. O yıllarda şua tedavisi Samsun’da olmadığı için İstanbul’da tedavi görmesi gerekiyordu. Annem sabahın ayazında babamla birlikte toplu taşıma aracına biniyor, hastaneye gidiyorlardı. Sabah saatleri öğrenciler nedeniyle otobüsler oldukça kalabalık oluyordu. Annem o yıllarda gençti ve ayakta durabiliyordu, fakat babam tedavi nedeniyle oldukça yorgun ve bitkindi.

Bir gün yine otobüste yer bulamamışlar. Annem bir gençten yer istemesine rağmen genç yerinden kalkmamış. Annem de çaresizlik içinde, “Siz de bir gün öyle olacaksınız,” deyivermiş. Bu söz, yıllar geçmesine rağmen hafızamdan hiç silinmedi. Bugün yaşlı bir vatandaş bindiğinde camdan dışarıya bakan veya telefonuyla ilgilenmeye devam eden gençleri gördüğümde o söz aklıma geliyor. Asıl mesele, karşımızdaki insana kendi gelecekteki hâlimizmiş gibi bakabilmektir.

TOPLU TAŞIMANIN “TELEFON KAHRAMANLARI”

Gelelim toplu taşıma araçlarının bir başka vazgeçilmezine: Cep telefonuyla konuşmayı bir türlü beceremeyen yolcularımıza... Toplu taşıma aracı ortak bir yaşam alanıdır ve burada hiç kimsenin başkasını rahatsız etmeye hakkı yoktur.

Bir gün kırk beş yaşlarında bir erkek yolcunun telefonu çaldı. Meğer iş yerindeki bilgisayar bozulmuş! Arkadaşı arıyor, o da arızayı anlatıyor. Fakat arkadaş sanki otobüste değil, kendi ofisindeymiş gibi yüksek sesle konuşuyor. Bilgisayarın hangi parçasının bozulduğundan nasıl tamir edileceğine kadar her şeyi öğrendik. Başka bir seyahatimde bir ablamızın telefonu çaldı. Evde yapılan yemeklerden komşularına kadar aile hayatının ayrıntılarını dinledik. Biz artık konuşma bitti diye düşünürken ablamız, “Daha daha, ne haber?” demez mi? Makarayı başa sardı!

Başka bir gün bir ağabeyimizin telefonu çaldı. Telefonu açtı ve karşı tarafa “Alo” demek yerine, “Haaa!” dedi. İçimden, “Oy yerim seni ağabeyim!” demek geldi. Ama hakkını yemeyelim; yanımda oturan ve telefonla konuşurken sesini o kadar iyi kontrol eden yolcular da var ki, yanımda olmasına rağmen tek bir kelimesini bile duymadım. İşte olması gereken de budur.

Bir başka gün amcamızın biri telefonda öylesine öfkeli konuşuyordu ki bütün otobüs gerildi. Kime kızmışsa artık, telefondaki kişiye saydırıyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Bir durakta birkaç kişi inip amca boşalan koltuklardan birine oturduğunda biraz rahatladı; biz de rahatladık!

BİR DE MASKE MACERASI VARDI!

Pandemi döneminin unutulmaz maske maceralarını da unutmamak gerekir. Bir dönem hayatımızın parçası olan maskeler, kimine göre koruma kalkanı, kimine göre ise bir “çene altı dekoru” hâline gelmişti.

Araç tıklım tıklımken binen genç bir arkadaşımızın maskesi yüzünde değil, kolunda adeta bileklik gibi duruyordu. Bir durak sonra binen amcamıza maskesini burnunu da kapatacak şekilde takması gerektiğini söylediğimde, “Benim burnum hava alacak, yoksa nefes alamıyorum!” demişti. En ilginci ise arka koltuklarda oturan iki teyzemizin yaşadığıydı. Teyzelerden birinin maskesi yoktu, diğeri çantasından yedek çıkardı. Ancak maske o kadar küçüktü ki teyzemizin yüzünde göz bandı gibi kaldı. Teyzem, “Aman kızım, bu maske benim gözümü kapatıyor, önümü göremiyorum!” deyince otobüs kahkahaya boğuldu.

TOPLU TAŞIMA, HAYATIN KÜÇÜK SAHNESİDİR

Sevgili dostlar, toplu taşıma araçları bana göre hayatın küçük bir sahnesidir. Bu sahnede kimi zaman başrol oyuncusuyuz, kimi zaman figüran... Kimi zaman bir yaşlıya yer vererek insanlığımızı gösteriyoruz, kimi zaman yüksek sesle telefon konuşarak bütün otobüsü özel hayatımıza ortak ediyoruz.

Aslında mesele çok basit: Birlikte yaşadığımız alanlarda birbirimize saygı göstermek. Büyüklerimize yer vermek, sesimizi kontrol etmek ve telefonla konuşurken karşımızdakilerin de orada olduğunu unutmamak... Bunlar büyük şeyler değil; ancak toplumun kültür ve medeniyet seviyesini gösterir.

Ve unutmayalım: Bugün yaşlıya yer vermeyen genç, yarın kendisi yaşlandığında aynı koltuğa ihtiyaç duyabilir. Hayat bir gün herkesi aynı durağa uğratır. Maskeler iner, telefonlar susar, otobüsler durur... Ama geride bıraktığımız davranışlarımız ve insanların hayatında oluşturduğumuz izler kalır.

İnsan, insana nasıl davranıyorsa aslında kendi geleceğine öyle davranıyordur.

Bir sonraki durağımızda görüşmek üzere... Baki selamlar.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.