Ladik İlçe Vaizi Mücahit Çelik, sadaka kelimesinin sözlük anlamıyla "doğruluk ve sadâkat" ile derin bir bağı olduğunu belirtiyor. Çelik, "Verilen sadaka, Allah’a olan sadâkatin göstergesidir. Nasıl ki bir davayı sahiplenenler fedakârlık yapıyorsa, Rabbimize olan inancımız da malımızdan ve vaktimizden fedakârlıkla taçlanır" ifadelerini kullanıyor.
İŞTE YAZININ TAMAMI
Sadaka. Çok duyarız bu kelimeyi, değil mi? Özellikle kalabalık cadde kenarlarında yardıma muhtaç halde oturan veya müşterimizle ilgilenirken dükkanımıza ansızın giren bazı kimseler tarafından. Belki de onların dillerinden en çok dökülen kelimedir, sadaka. Peki nedir sadaka? Sözlükler bu kelimenin fiil olarak kullanıldığında “doğru söylemek, sözünde durmak” anlamında, ancak isim olarak kullanıldığında “doğruluk, sadâkat, gerçeklik” anlamında olduğunu söyler.
“Peki sadakanın bu anlamlarıyla bizim ilk aklımıza gelen -malımızın bir kısmını muhtaç kimselere vermek- şeklindeki anlamı arasında bir bağlantı var mıdır?” şeklinde bir soru gelirse aklınıza, burayı da şöyle izah edebilirim: Evet, vardır. Çünkü verilen sadaka, Allah’a (c.c.) sadâkatin göstergesidir. Hani etrafınızdaki kalabalığa güvenerek “… yardımlaşma ve dayanışma derneği” kurarsınız da iş aidat ödemeye, maldan, zamandan veya uykudan fedakârlık yapmaya gelince o kalabalıktan birkaç kişinin kaldığını görürsünüz ya. İşte o zaman derdinizi ve davanızı sahiplenmiş, size gerçekten inanmış kişilerin aslında o birkaç kişi olduğunu anlarsınız. Umarım bu misal, Rabbimize olan sadâkatimiz ile verdiğimiz sadaka arasındaki anlam ilişkisini kurmamızda faydalı olmuştur.
Sadaka vermekle ilgili ayet-i kerîmelere dikkatle baktığımızda, tırnaklarımızla ve alın terimizle kazanıp cebimize koyduğumuz paranın tamamının aslında bize ait olmadığını görürüz. “Ama nasıl olur! Kuran’ın neresinde geçiyor?” dediğinizi duyar gibiyim. Mülkün asıl sahibi olan Allah (c.c.) Zâriyat Sûresi 19. ayette “Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” buyurmaktadır. Alın terimiz desek de cebimizdeki paranın bir kısmı ihtiyaç sahiplerine ait olan paradır, onların hakkıdır. Hani bir elemanı iş yapması için tutarız da alnının teri kurumadan vermek üzere cebimizde onun hakkını bekletiriz ya. İşte nasıl cebimizdeki o para bize ait değilse, sadaka da aynen muhtaçların hakkıdır. İşçiye hakkını vermezsek hakkını gasbetmiş olmaz mıyız? Peki sadakayı vermezsek?
Buraya kadar yazdıklarımdan, sadakanın sadece maldan/paradan verilen bir şey olduğu anlaşılabilir. Ama aslında öyle değil. “Yarım hurmayla da olsa cehennemden korunun” hadis-i şerifinden ve şâirin “Gönülden bir sadaka, dağca bir ömrü tartar.” mısralarından anladığımız üzere sadakada miktar değil samimiyet/sadâkat önemlidir. Dolayısıyla yine Peygamberimizin ifadesiyle, mümin kardeşine tebessüm etmen de sadakadır, yolda eziyet veren bir taşı kaldırman da. Titrek elleriyle bir şeyler anlatan beli bükülmüş yaşlı amcaya zaman ayırıp onu dikkatle dinlemen de sadakadır, “Sübhânellah, Elhamdülillah, Lâ ilâhe illellâh” demen de. İki kişinin arasını düzeltmen de sadakadır, namaza giderken attığın her adım da. Susayan köpeğe su vermen de sadakadır, meramını anlatamayana yardımcı olman da…
Kalemimi bırakmadan önce son kalemiz olan “aile” konusunda da kısaca değinmek istiyorum. Çünkü sadaka vermede önce en yakınlardan başlanmalı, değil mi? Anne ve babamıza karşı saygılı davranmak, rızalarını almaya çalışmak sadaka değil midir? Eşimize beklenmedik anlarda hediye vermek, kıymet bilmek, gönül alıcı sözler söylemek, sevgimizi vermek sadaka değil midir? Göz bebeğimiz olan evlatlarımıza vakit ayırmak, onlarla birebir ilgilenmek, aralarında adaletli davranmak, merhamet ve şefkat duygularımızı vermek sadaka değil midir? Not: Bu sorulara verilecek cevaplar, sadaka konusunun anlaşılma testi olacaktır.
Bu arada, sadaka ayı olan bu mübarek Ramazan ayında, adeta yetimhaneye döndürülen bazı İslam ülkelerindeki mazlum kardeşlerimizi unutmayalım. Bu güzel ay, İslam’ın hakikatlerinden istifademize ve Hakka hizmetimizi vesile olsun.
Haber Merkezi