Her Temmuz ayında Samsun'da sel felaketi yaşanması, hayatın olağan akışından biri olarak görülmeye başlandı.
Oysa Samsun gibi deniz kenarında kurulmuş şehirlerin sel gibi bir felaket yaşamaması gerekir.
Ve fakat.
Nedense, sel felaketi Samsun'un kaderi olmuş gibi.
Buna sebep ne?
Küresel ısınmayla birlikte metrekareye düşen yağış miktarı arttı.
Bunu kabul etmekle birlikte, yağmur ne kadar şiddetli yağarsa yağsın, doğaya ve canlılara asla zarar vermez.
Ki;
İnananlar olarak yağmuru Allah'ın bir nimeti olarak görürüz ve bu nedenle de yağmuru, ''Rahmet'' olarak adlandırırız.
Rahmet, Allah'ın cezası olamaz yani.
Ki;
Böyle görenler var maalesef.
Rahman ve Rahim, yani esirgeyen ve bağışlayan olduğuna inandığımız Rabbimizin kullarını, afetlerle sınayacağını düşünmem bile.
Yaşadığımız tüm felaketlerde can ve mal kabına sebep olan durum tamamen bizlerin kusurundan kaynaklanan durumdur.
Misal;
Ülkemiz bir deprem ülkesiyken ve bu gerçek biliniyorken, binalarımızı depreme dayanıklı yapmıyoruz.
Ki;
Bu coğrafyada hemen hemen her gün irili ufaklı depremler oluşuyor.
Erzincan 85 yıl önceki depremde yerle bir olmuş.
Ama ders bundan almamışız.
90'lı yıllarda yine bir deprem yaşadı Erzincan.
50 yıl kadar önce Gediz'de, Lice'de depremler oldu.
Sonra 17 bin kişiyi kaybettiğimiz 99'daki Marmara depremi gibi bir felaketi yaşamışken, bundan ders almadık ve geçen yılki Kahramanmaraş merkezli iki depremde 11 ilimizde büyük yıkım yaşadık.
Şehirlerimiz yerle bir oldu.
Resmi rakamlara göre 50 bin dolayında insanımızı yitirdik.
Uzmanlar, İstanbul'u büyük bir tehlikenin beklediği konusunda uyarılar yapıp duruyorlar.
Kimin umurunda acaba!.
Samsun, her yıl sele maruz kalıyor.
Artık sel almayacak denilen iki büyük barajın bulunduğu Çarşamba'yı bile yağmur şiddetini biraz arttırınca sel alıyor.
Keza Terme ve Salıpazarı da her yıl aynı kaderi paylaşıyor.
Hep tekrarladığım bir iddiamı yine yazacağım.
Yağmur suyu öldürmez, evlere ve ekili alanlara da zarar vermez.
Yağmur ne kadar şiddetli yağarsa yağsın, yağmur suyunu toprakla buluşturacaksın arkadaş.
Ormanları yok etmeyeceksin.
Dere yataklarını imara açmayacaksın.
Yerleşim yerlerinde bolca yeşil alan oluşturacaksın.
Su toprakla buluşacak yani.
Yoksa taşkın olur, su sele dönüşür, önüne ne çıkarsa siler süpürür.
Selin oluşmasını önlemek için kısaca yukarıda saydığım bu önlemleri alacaksın.
Bu kadar basit!
Ama elbirliğiyle bütün bunların yapılamasına göz yumuyor, vurdumduymaz bir tavır sergiliyoruz.
Sonra da ''Yüzyılın yağmuru yağdı'' diyerek suçu Rahmeti Rahman'a atmaya kalkıyoruz.
Oysa ne haddimize
Suçlu kim öyleyse:
Ormanları yakıp, 2 B gibi uygulamalara tarla yapanlar mı?
2 B gibi ucube kararları çıkaranlar mı?
Şehirlerde tek bir yeşil alan bırakmayarak yaşam alanlarını betonla kaplayanlar mı?
Dere yataklarını imara açan belediyeler mi, yoksa oy devşirme hesabıyla ikide birde imar affı çıkaran hükümetler mi?
Sahi kim suçlu?
Cevap veriyorum.
Sen, ben, o,biz siz, onlar.
Kısaca hepimiz suçluyuz kardeşim.
Silkelenin şöyle ve kendinize gelin.
Sel kaderimiz olamaz.
Olmamalı.